Ah Werther.. Hislerin bu kadar derinlikli, acıların bu kadar ayrıntılı ve gerçekçi bir şekilde anlatılabilmesi karşısında kitaba karşı hayranlığım her ilerleyen sayfada biraz daha arttı. Her şeyi çok fazla ciddiye alan insanların içinde boğulduğu dünyanın tam da ortasında buluyorsunuz kendinizi. Zaman zaman evet diyorsunuz bu, bu benim iç dünyamdan bir şeyler. Yeri geliyor onun düşünce ve hislerinin kaygısından endişe ediyorsunuz. Hayır bu kadar olmamalı. İşin özü kötü sonlu bir yazgıyı okurken kitaba belli ölçülerde mesafe koymanız gerekir. Demem o ki hisler, tarifler mükemmel ve istemeden de olsa sizi içine çekecektir ancak dikkatten çıkarılmaması gereken bir çok unsur mevcut. Her şey bir yana aslında Werther yazgısına teslim olmak için var gücüyle çabalayan bir kişiydi benim nazarımda. Kendisi de bunu dile getirmekten geri durmadı;
“ Tam bir hayat yorgunu olmama rağmen her şeyin üstesinden gelecek güce sahibim hâlâ.”
Yapamadı. Çok fazla hassastı, yoğundu ve kırılgandı bu da onu içten içe öldüren en büyük şey oldu. Bunu sevdiği kadın Lotte şöyle ifade ediyor; “Ah bir kez dokunduğunuz her şeye niçin önüne geçilmez bir sadakatle bağlanıyorsunuz, ruhunuz niçin bu kadar şiddet dolu? Sizden rica ediyorum ölçülü olun. Sizin için üzülmekten başka bir şey yapmayan bir insana duyduğunuz üzücü bağlılığa bir son verin.”
“Nazik genç adam! Sevmek insanca bir şey, ancak insanca sevmeyi bilmek lazım!