Tapınağın yosunu üzerindeki kamelya, Kyoto dağlarının moru, mavi porselenden bir fincan... Geçiçi tutkuların arasında bu saf güzelliklerin patlak vermesi hepimizin özlem duyduğu şey değil mi? Ve bizlerin, Batı uygarlıklarının erişemediği şey de bu değil mi?
Bizzat yaşamın hareketindeki sonsuzluğu seyretmek.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zenginler ve yoksullar ,düşünürler, araştırmacılar, karar vericiler, köleler,kibarlar ve kötüler, yaratıcılar ve vicdanlılar, sendikacılar ve bireyciler, ilericiler ve tutucular, hepiniz dışarı!
Dışarda, dünya uğulduyor ya da uyukluyor, savaşlar patlak veriyor, insanlar yaşayıp ölüyor, uluslar yok oluyor, bir süre sonra batacak başka uluslar doğuyor. Bütün bu gürültü ve öfke içinde, bu taşkınlar ve çatlamalar içinde, dünya yol alıyor, tutuşuyor, parçalanıyor ve yeniden doğuyor; insan yaşamı ise çırpınıp duruyor.
O halde, bir fincan çay içelim.
Güvensizliklerimizi birbirimizle paylaşabilseydik, taze fasulye ve C vitamininin, hayvanı besleseler bile yaşamı kurtarmadığını ve ruhu beslemediklerini kendimize söyleyebilmek için kendi aramızda bir araya gelebilseydik ne kadar iyi olurdu.