Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Mutluluğu, asla hak etmediğimi düşünmem ne hazin. Elimde kalan küçük mutluluk kırıntılarını da heba etmekten korktum hep. Kendini diri diri toprağa gömmekten bir farkı yok. Kendine bundan öte kötülük mü olur?
Ev dediğin, insanlar, eşyalar, duvarlar ve bunların insanda hissettirdiği duygulardır. Bir şey değiştiğinde her şey değişebilir. Nefret de sevgi de çabucak tersine dönebilir. Çok güçlü olmaları da bu yüzden.
İnsan bazen kendi içine, odaya, eve, sokağa, şehre, evrene sığamıyordu. Bazı anlarda hiçbir mekâna sığamıyordu insan. Bu dünyadaki varlığı bir fazlalığa dönüşüyordu. Eksikliğini kimsenin fark etmediği işe yaramaz bir nesne gibiydi.