Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Sesinin duyulduğunu bilmek kadar kıymetli ne olabilir? Her yeni düşüncem bir öncekiyle uyumsuz ve hatta çelişkili, bu kıskacın içinde bir yere varamayacağım aşikâr, çünkü yüreğimdeki çatışmalar gözlerimi kör ediyor.
Bazı acılar var ki onlardan kurtulabilmek için insanın çaba sarf etmesi yetmez; unutmaya çalışmak, zamana bırakmak yahut kabullenmek, yüzleşmek, üstüne gitmek beyhude, ne yapsan geçmez. Kurtulmanın tek yolu o acının seni terk etmesini beklemek; bazen insanlar kadar acılar da yorulur ve giderler.
Dışarıdaki dünyayla bağlarımı koparmaya başladığımdan bu yana, iç dünyam aşırı kalabalıklaştı, üst üste yığılanları bir düzene sokamazsam bu dağınıklık ve sıkışıklık içinde tamamen kaybolacağım.
Ben yaşıyor gibi yapıp kendimi kandırıyordum. Elimi neye attıysam kurudu, herhalde cehennem böyledir, dokunduğum her şey tenimi yakıyor. Beklentim yok bu hayattan, arzu duymuyorum, ölüler kadar umutsuzum.