En iyisi düşünmemekti.Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.
Hiçbir şeyin birbirini tutmadığı ve her şeyin en şaşırtıcı şekilde birbirine bağlı olduğu bir dünyada, bilmediğimiz bir yerde kopan bir fırtınanın getirdiği enkazdan yapılmış bir panayırda imişim gibi yaşamaya başladım.
Eski bir korku bile can şenliği olabilir insana; eski bir korkuya bile merhaba diyebilir insan. Yani nasıl söyleyeyim; içi boşalmış tenha bir akşamda, gidebilecek en iyi yer çocukluğun bahçesidir.