mayıs

korkunç bir fırtına vardı, ama hava hiç soğuk değildi.
cathy, gündüzden biraz rahatsız olduğu için, sessizce oturuyordu; babasının dizine yaslanmıştı, heathcliff de, başı cathy'nin kucağında, yere uzanmıştı. anımsıyorum, efendim onun böyle uslu uslu oturmasından son derece hoşnut olarak, kendinden geçmeden önce kızının güzel gür saçlarını okyaşıp şöyle dedi: "neden her zaman böyle iyi bir kız olmazsın cathy?" cathy de başını kaldırıp babasının yüzüne baktı, gülerek, "niçin her zaman böyle iyi bir baba olmazsın bana?" diye karşılık verdi. ama babasının yine kızdığını görünce, onun elini öptü. "şimdi seni ninni söyleye söyleye uyutacağım" dedi. çok hafif bir sesle ninni söylemeye başladı, babasının parmakları gevşeyip onunkinden ayrılıncaya, başı göğsüne düşünceye kadar ninni söyledi. o zaman cathy'e susmasını, yerinden kımıldamamasını söyledim; babasını uyandıracağından korkuyordum. tam yarım saat fareler gibi hiç ses çıkarmadan oturduk; herhalde daha da otururduk, ama joseph, incil'den okuduğu parçayı bitirerek yerinden kalktı ve, "efendiyi dua edip yatması için uyandırmalıyım" dedi. ona doğru gidip adıyla seslendi, omzuna dokundu, ama efendi hiç kımıldamadı bile.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
uykuların kaçar geceleri. bir türlü sabah olmayı bilmez. dikilir gözlerin tavanda bir noktaya. deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında. ne çarşaf halden anlar ne yastık. girmez pencerelerden beklediğin aydınlık. kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. onun unutamadığın hayali, sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. sevmek ne imiş bir gün anlarsın. bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. gün gelir de sesini bir kerecik duymak için vurursun başını duvarlara. büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın. duyarsın. ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın. sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
o, gözümde gerçek bir tanrıçaydı.
"bir ay kadar deniz kıyısına gitmiştim. hava alıp gezinirken, çekici mi çekici bir kızla tanıştım. o, bana aldırış etmediği sürece, gözümde gerçek bir tanrıçaydı. ona hiçbir zaman sevgimden söz etmedim. ama gözlerin dili varsa, budalalar bile ona deli gibi âşık olduğumu kestirebilirdi. sonunda beni anladı ve hayal edilebilecek bakışların en tatlısıyla karşılık verdi. peki, ben ne yaptım dersiniz? söylerken utanıyorum, buz kesilip tıpkı bir sümüklüböcek gibi kabuğuma çekildim; her bakışta biraz daha soğuyarak, biraz daha büzülerek. sonunda zavallı kız kendi anlayışından kuşkuya düştü ve bir yanlışlık yaptığını sanıp öyle altüst oldu ki, annesini oradan gitmeye razı etti. bu tuhaf huyum yüzünden, taş yürekli bir insan olarak tanındım. bunun ne kadar haksız bir yargı olduğunu yalnız ben bilirim."