Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
Sevgili Dost;
Aristo'nun tabiriyle, "birbirlerine hoş ve faydalı görünmedikleri gün birbirlerini artık sevmeyen," dostlarla ne işimiz var. Bizim, Peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip sususz şehit olan sahabelerimiz var. Bizim, "iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" , "sizden biriniz kendisi için sevdiğini müslüman kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe) gerçek mümin olamaz" , "size aranızdaki sevgiyi artıracak bir şey söyleyeyim mi, selamlaşınız" , "hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın," diyen bir Peygambberimiz var! "Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz," diyen Yunus'umuz, "düşmanın attığı taştan değil, dostun attığı gülden incinen Hallac-ı Mansur'umuz var.
Sevgili Dost;
Dostluk gündüz görünmez; o, ateş böceği gibi yalnız geceleyin parlar.
Çağırırken yüzünü, kovarken sırtını, iki yana sallandığında ayrıldığını gösteren , “Dur!” derken dik , “geç bunları” derken eğik duran, açıldığında isteyen ve veren ,yumulduğunda öfkelenen ve vuran, üst üste geldiğinde Allah’ı iç içe geldiğinde kulları öven ,kışın sobaların yazın denizlerin tercümanlığını yapan , kura çekerken titreyen, bıçak çekerken titreten , makasçılarla trenlerin ,terzilerle kadınların yolunu değiştiren ,şekillere giren ve şekiller veren şifreyi kurcalarken rakamları, buket yaparken çiçekleri .cinayet işlerken mermileri okşayan söndüren ve yakan çözen ve dolaştıran ,çizen ve silen, kazan ve gömen kuran ve yıkan gölgesi çocuklara tavşan ,büyüklere kurt masalı anlatan kutsal kitabın üstünde sıcak ,taşın altında soğuk ellerimiz var bizim.