Belki biraz karmaşık yapıya sahip mutlak suretle bilinçli, içgüdüleri olan ve de garip isteklere sahip kuklalar gibiyiz. insan içindeki idealist duyguları ve asil ruhunun izini bırakıp içgüdüleriyle hareket ederse yoldan çıkmaya yüz tutar. Bu sebeple erdemli yaşlıların gençlerden fazla olmaması şaşırtıcı değildir.
Aynı şekilde Schopenhauer karakterin sabit ve değişmez olduğunu söyler. Örneğin bir egoistin arzularını şekillendiren kriterleri değiştiremeyiz. Egoiste sadece küçük bir çıkardan ziyade daha büyük bir çıkara ulaşacağını, kötü kalpliye de başkalarına laf etmenin kendisine de zarar vereceğini anlatırsanız vazgeçer. ama onlardan egoizmi veya kötülüğü çıkarmak, kediyi fare kovalamaktan vazgeçirmek gibi olanaksızdır. Eğitimle o egoisti yanıltabilir daha iyisi fikirlerini düzeltebilirsiniz. En doğru yol kendisine de fayda sağlayacağı konusunda ikna edilecekse bunun yalanla değil de dürüstlükle yapmaktır. Ama başkaları için acı duymayı öğretecekseniz bunun deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğu aşikardır.
Bir gün Allah peygamberleri çağırıp sormuş, mutluluk nedir demiş. Her biri kendilerine göre cevap vermişler. Hz. Musa: Arzı Mev'uda gitmektir. Hz. İsa: Bir yanağına vurana ötekini uzatmaktır. Buda?: Hayatta hiçbir arzusu olmamaktır yollu şeyler söylemiş. Sıra Hz. Muhammed (s.a.v)'e gelince; Mutluluk hayatı olduğu gibi kabul etmektir... demiş. Ne doğru söz. Hayatı olduğu gibi kabut etmeli ve ona bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli... Bazı şeyler vardır canımıza sıkar 'bu neden böyle ? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı' deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İcimizden bunların olmasını ister hatta bu uğurda çalışırız. İkiside saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin varlık hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için gönlünün rahat olmasını istersen gördüğün kötülüklerin bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri buraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en önemlisi kenidini halinden şikayet etmeye alıştırma. Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez, kendine kötülük etmiş olursun.
Tüm önemli fikirler için geçerli olan bir kuraldır. Fikir sadece içimizden geçip giderse hiçbir kıymeti olmaz ve vuku da bulmaz. Fikre düzenli itina, hassasiyet, samimi bir dikkat göstermek gerekir. Tek başına yaşayabilmesi için özel ilgi göstermek, saklamak, sahiplenmek gerekir. Onu usun süre bilincinde canlı tutmak, ara sıra üzerinde düşünmek gerekir. Böylece fikirlerin uyuşumu diye adlandırdığımız çekim gücü sayesinde güçlü duygularla yaşam kaynağını bularak kendine çekecek ve kandine mal edecektir.