Kitap, Düşmüş Melekler Şehri’nde Sebastian ile birlikte ortadan kaybolan Jace’in Enstitü tarafından araştırılması meselesi ile başlıyor.
Bu kitapta Jace yine o kadar sinir bozucu ki yine okuyucuya bolca kafayı yediriyor. Elbette, Sebastian’ın kontrolü altında olduğu için bizzati davranışları değil, yine de sinir bozucu. Örneğin, Max için “bazı sivil kayıplar olabilir” cümlesini kurduğunda “Keşke Jace ölseydi de, kendinde olmasa dâhi şu cümleyi okumuş olmasaydım” diye düşündüm. Kendine geldiği kısa aradaki cesur ve gerçek bir Gölge Avcısı olarak davrandığı an gerçek Jace’ti. Yalnız bu kitapta Jace’ten ziyade yine Clary, özellikle Jace’in kendine geldiği andaki davranışı ile beni sinir ediyor.
Clary; bazı davranışları ile, ki özellikle Jace aşkı devreye girdiğinde, Simon’ı asla hak etmeyen bir arkadaş olduğunu düşündürtmeye devam ediyor. Simon’ın başında milyon tane dert var iken Jace’i düşünmekten asla “Senin nasılsın?” diye sormuyor! Clace ilişkisi ikisinin de belli noktalardaki büyük bencillikleri ve dünyanın merkezinde sadece kendileri varmış gibi davranmaları sebebiyle beni sinir ediyor, onları tamamen benimsememe engel oluyor.
Bu kitaptaki SIZZY! O kadar güzeller ki, onları çok seviyorum. Isabelle kraliçemin Simon’ı gerekirse Jocelyn’e karşı da savunmasına bayılıyorum! Jocelyn de bu kitapta belirli bencillikler içerisinde. Kendi kızının sorumluluğunu bir noktadan sonra Simon’a yüklemesi, Isabelle’in söylediklerini oldukça haklı çıkartıyor! Luke da Jocelyn aşkının peşinde “telef olup” gidecek diye içimiz içimizi yiyor.
Ah ayrıca bu kitapta Jordan ve Maia ilişkisi işleniyor. Ayrıca Helen ve Aline var. Gölge Avcıları kitaplarının adı geçen ilk lezbiyen ilişkisi.
Kardeş Zachariah, bu kitapta önemli bir yere sahip :” Sevgili Jem’im, Herondale ailesinin son üyesi olan