İtalyan edebiyatına daha hakim olmak istediğim için Cesare Pavese’ e Yalnız Kadınlar Arasında ile giriş yapmak istemiştim. Ancak yazara yanlış bir kitabıyla başladığımı düşünüyorum.
Roman, genç yaşta birlikte olduğu adamla daha iyi bir hayat için memleketi Torino’yu terk eden ve neredeyse 20 yıl sonra hedeflediği her şeye ulaşmış başarılı bir iş kadını olarak geri dönen Clelia’nın hikayesini anlatıyor. Kitap, Clelia’nın kaldığı otelde intihar eden genç bir kızın haberini alması ve intihar girişiminde bulunan bu kız ve çevresiyle arkadaş olması etrafında şekilleniyor. Konusu oldukça ilgi çekici olduğu için kitabı almak istemiştim ancak maalesef beklentilerimi karşılamadı.
Kitapta, sınıfsal farklılıklar, kadın-erkek ilişkileri gibi toplumsal konulara değinilse de, bu temalar derinlemesine incelenmemişti. Kitap, karakterlerin sürekli mekan değiştirmesi ve ne yediklerinin, ne içtiklerinin detaylı bir şekilde anlatılması şeklinde ilerliyor. Kitabın neden böyle aktığını ise sonradan öğrendiğim bir bilgi olan yazarın intiharı ile ilişkilendiriyorum. Cesare Pavese bu kitabı yazdıktan bir yıl sonra Clelia’nın intihar girişiminde bulunan arkadaşı Rosetta gibi intihar etmiş.
Kitap bazı bölümlerde sıkıcı ilerlese de, Cesare Pavese’in kaleminin akıcı olmadığını söylemek haksızlık olur. Karakterler arasındaki diyaloglar ve karakterlerin ruh halleri, psikolojik çözümleme yapılmasa da okuyucu tarafından hissedilebilecek şekilde kaleme alınmış. Özellikle Clelia’nın yıllar sonra benzemek istediği insanlara dönüşmesine rağmen onlara hala yabancı kaldığını hissetmesi, kitabın genelinde yalnızlık ile mücadeleyi bize başarılı bir şekilde hissettirir.
Zaman zaman her şeyden nasıl bıktığını anlatıyordu - şu ya da bu kişinin, bir gecenin ya da bir mevsimi yol açtığı bir tiksinti değildi bu, yaşamaktan, her şeyden, ama her şeyden, hem süratle geçen, hem geçmek bilmeyen zamandan duyulan bezginlikti.