ASAF

ASAF
@mali36
Sıradan şeyleri sever kafaya çok takar umursamaz, vurdum duymaz olmak ister ama yapamaz okumayı çok sever vakti az; ha alışkanlıklarını sever ve vazgeçmez.
“İçinden ince bir umut, bir sevinç ışığı geldi geçti. Az sonra ormanı çıkacak, uçsuz bucaksız, ağaçsız yamaçtaki pınarların başına konmuş Yörük çadırlarına varacaktı.” İnce Memed 3
Sayfa 25·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Abdi Ağa gitmiş, yerine Hamza gelmiştir, onun yerini de bir başkası alacaktır. "Kalemi insanlığın hizmetinde bir yazar..." Henry Lundström,Sundvalls Tidning,(İsveç) "Yaşar Kemal, görkemli bir destan akıcılığı içinde, tüm ayrıntıları titizlikle yansıtarak dile getirmiş ülkesini." Paul Theroux,The New York Times,(A.B.D) "Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair." Dagens Nyheter,(İsveç) "Bir gökkuşağı gibi,toprağa hiç dokunmadan bir ufuktan diğerine kayan büyük bir efsane geleneğine dayanıyor." Sunday Times,(İngiltere) "Kemal'in Hardy ve Tolstoy ile karşılaştırılmasına yol açan zengin üslup, konunun zenginliği ve çeşitliliği, sıradan insanların yaşamıyla insanlığın bağlantısı,insanı içine çeken bu romanda da aşikar." "Baş döndürücü bir hızla ilerliyor." The Guardian,(İngilter) The Times,(İngiltere)
Sayfa 880·Kitabı okudu
Çorba bitince Memed yanına yönüne birkaç kere bakındı. Ağır ağır büyüsü çözülen, sonsuz bir uykudan ayılan, büyük bir düş dünyasından bir gerçek dünyaya düşen bir insanın inanamaz hayretindeydi. Sonunda gözleri geldi Seyranın üstünde durdu. Bir an göz göze geldiler. Seyran gözlerini kaçırdı. Memed konuştu: Eline sağlık bacım, hiç böyle bir çorba içmedim, dedi. Sesi Seyranı tepeden tırnağa ürpertti. Bütün bedeninden, bir insanın ancak ömründe bir kere duyabileceği bir çımgışma geçti. Eli ayağı çözüldü. Memedin sesi çok uzaklardan, başka bir dünyadan geliyordu. Acayip bir büyüden. Akşamın alaca gölge
Edebiyat
Ayağa kalktı, yönünü kuzeye döndü. Köyüne gidiyordu. Köyü gözünde tütüyor, içine bir özlemlik ateşi düşmüş onu yakıp kavuruyordu. Biliyordu, ölüme gidiyordu ama, duramazdı. Köyünü görmeliydi. Ya köyü görmeden ölürse? Koca çınarı, Kulaksızı, Kulaksızın değirmenini, koca çınarın büvetini, kınalı yolu, çakırdikenli Dikenlidüzünü, ağaçlan, çalıları, devedikenlerini, köyün tavuklarını, hele kürk tavuk ardında dolaşan yumak yumak sarı civcivleri... Her şeyi, her şeyi göresi gelmişti. Durmuş Aliyi, onun ılıcık, şefkatli, dost gözlerini, sevgi dolu, merhametli, çok insan... Hürü Ana daha insan, daha çok... Sert, inatçı,
Edebiyat
Karanlıkta elini uzattı, Memedin buz gibi olmuş elini sıktı, damın duvarından aşağı kayıverdi. Memed de bir anda yamacı tırmandı, ormana karıştı gitti, bildiği çok gizli bir keçi yolunu ayak yordamıyla buldu. Çok hızlı yürüyor, yüreğindeki korku büyüyordu. İçi karmakarıştı. Dört karanlık duvarı arasında kimsiz kimsesiz, dostsuz, yapayalnız öyle kâlâkalmıştı. Bir dünya da asker. Bir de köylüler... Dağ taş, asker, köylüler, ağaç, ot, uçan kuş, yerdeki karınca, herkes, her canlı da düşman. Dehşet bir umutsuzluk dünyasını karartıyordu. Gittikçe de içindeki, köye karşı hasreti artıyordu. Gitse başına gelecekleri biliyordu. Sağ kurtulmasının hiç mümkünü yoktu. Ama çok, deli gibi merak ediyordu. Köylü ne olmuştu? Çakırdikenliğe daha toy düğünle ateş veriyorlar mıydı? Durmuş Ali Emmi yorgun yaşlı bacağını havaya kaldırarak halay çekiyor muydu? Hürü Ananın kızgınlığı geçmiş miydi acaba? Amma da öfkeli bir kadındı. Öfkesinden toprak titriyor,
Sayfa 264·Kitabı okudu
Edebiyat