kendime o kadar acıyorum ki. çünkü senin bakışında bir insan olarak tanıtıldığıma üzülüyorum. tanıtılmak başkadır, gerçek bambaşka. evet sevdim sandım, insan gibiyim sandım. sana burada kendim için değilim desem inanır mısın? toprak bir iliğin çömleğidir, kendi içinde uyumludur. sana gülerdim. ince ruhlu güzel dışvarlık, neden hiç kimseyi sevmiyor derdim. şimdi ise her gün dostluk, sevda, sonsuzluk, yani düşüncelerle seni kendimden üstün bululyorum. insan sevmelidir, ama neyi sevmelidir? kimi sevmelidir? nasıl sevmelidir? bunları sakın ruhsal bunalımlar sanma. bilinçliyim. iç diye de bir şey var. kurtarılmayı bekleyen içler, kurtarılmayı bekleyen dışlar! herkes, bütün evren bekliyor. bizi. bilici değilim.
evet, mektubunu on kez okudum. sen istediğin kadar inkar et, dünyadan ve insanlardan çok şey bekliyorsun. bu düzen biz istedik diye değişmez ki sevgili kızım, öyle olsa ne kolay olurdu devrimler!... bir de 'karakter sahibi olmak', 'ideal insan', 'mutlak içtenlik' gibi deyimler dilinden düşmüyor. inan ki bu insanlar çok yeryüzünde. sonra dünya biz istesek de istemesek de değişiyor, sen eşitlikçi bir topluma doğru değiştiğine inanıyorsun ama ben pek de öyle göremiyorum? evet doğru, insanlar değişiyor, üç gün önce bıraktığın insanın yerinde başka bir insan buluyorsun, ama istediğimiz yöne mi bu değişme? başka mı? dün anlamsız bir tablo gibi seyrettiğim ağaçlar, bulutlar bugün heyecan veriyor, dün allaha inanan bugün isyan ediyor veya sanata tapan adam allaha dönüyor, bugün yaşamın anlamı dediğin şey yarın bir taş parçasından daha anlamsız olabiliyor. bu kadar ince bekleyişler gerekir mi acaba?
hiç konuşmazdım, bilemezdim konuşmayı. benim için olay yoktu. neşeyi, sevinmeyi, gülmeyi bilmezdim ben.
yanında ağlamazdım kimsenin, gider yatağıma kapanır sessizce ağlardım. annemin akıl edip de beni avutmaya gelişine kadar. babamın annemle yaptığı tartışmaları da yatağımdan dinlerdim, ne konuştuklarını anlamazdım, ama o gerigin havayı dehşetle sezer, babama çok içerlerdim, çocuk kafama karşın onlar odalarına çekilene, ses kesilene kadar uyuyamaz, kimi vakit de yatağımda ağlayarak sabahlardım. düşünmeye o vakitlerden başladım, ama konuşmayı bilemem, öğretmediler bana.
dostçuğum, burada bizim aradığımız, bizim kafada insanlardan her iki cinsli güruh içinde de ancak birkaç tane var. gerisi bok. dedikodu, dedikodu. bu memleket çok pis jale, çekip gitmek istiyorum buradan.
(...)
içimden bir ses bu kara şehirden kurtulamayacağımı fısıldıyor.