Evet, beni derinden, her şeyiyle sarsan, küçücük bir cümlesinde bile kendimi hayal etmekten geri duramadığım, bu kısmi otobiyografik anlatı için bi şeyler söylemeden geçip gidemezdim.
Mehmed uzun'un okuduğum ilk kitabı değil, ama keşke ilk olsaydı. öyle olsa, daha farklı bir bilinçle, bir şeylerin daha farkında olarak, daha fazla anlamaya yaklaşarak okuyabilirdim belki. ama en azından bundan sonrası için bu manada çok daha dikkatli olacağım, eminim buna.
Asıl ismi heme'dir Uzun'un. ama bu isim resmi hayatta yasak; bu ismi alamazsınız, bu isimle nüfus kaydı yaptıramazsınız, bu isim ancak kendinize ait o küçücük sosyal hayatınızın ismi olabilir. bu yüzden mehmet olarak değiştiriliyor. korkunç bir türkifikasyon diyor Uzun buna, devlet tarihinde, hep utanmaları gereken günahkar ve zorba sayfa böyle açılıyor.
Kitabın ilk bölümlerinde, daha yazıyla tanışmadan önceki hayatından bahsediyor Uzun. dedesini (ape heme'yi hiç unutmayacağım) nenesini, babasını öyle canlı canlı ve hissederek anlatıyor ki, hepsini tanır gibi oluyorsunuz. özellikle Ape Heme'yle olan ilişkisini çok kıskanmıştım okurken, sürekli onu gezdiren, ona destanları, hikayeleri anlatan, komşusu olan 'iyi insanlar'ı dilinden düşürmeyen Ape Heme. o, herkeste ortak olarak 'iyi'yi yakalayabilmeye çalışıyordu hep. çok büyük bir erdem bu bence, insanın sırıtası geliyor hep düşününce. Uzun dedesini 'o bir ruh insanıydı, yani var olan, Allah'ın yarattığı her şeye karşı, insana, tabiata, toprağa, hayvana, kuşa, çiçeğe, yemişe karşı sınırsız bir sevgisi olan, felaket ve musibetlerde bile bir iyilik arayan, dış dünyadan, yabancılardan tamamıyla uzak, sade ve yoksul dünyasında, iyiliğin kötülükleri sağaltacağına, kötü kalpleri temizleyeceğine inanan bir adam' diye tanımlıyor, çok hoş.
Ruhun gökkuşağı ismini Uzun birçok