Gerek Medine, gerek Mekke mescitlerinde iftar saatinde görülmeye değer bir manzara meydana çıkıyor. Herkes ikindiden sonra hazırlıklara başlıyor, mescitte sofralar için uzun naylon örtüler seriliyor, büyük zemzem bidonları başa konuluyor. Evlerdeki buzluklarda (deepfreeze) saklanan güzelim taze hurmalar (rufa) serin serin, buzlu buzlu getiriliyor; hel-kahve ve zağferanla, bazısı da nâne, karanfil katılarak yapılmış sarı renkli kahveler ve uzun burunlu özel termoslar, doldurulmuş hazır bekliyor. Mescidin dışında ve yanlarında üzüm, elma, muz, meyve suları, ekmek ve şerbet. "Dukka" denilen nefis kokulu baharatlar sofralara konuyor. Kapılardan girerken davetçiler yakanıza yapışıyor, "Yâ seyyidî, lütfen bizim soframıza teşrif edin, iftarı bizimle yapın!" diye yalvarıyor. Gülerek teşekkür ediyor, kendi arkadaşlarınızın sofrasına binbir zorlukla ulaşabiliyorsunuz. Ezan okunduktan sonra bu şahane muhabbetli ve mübarek sofralarda rahatça orucu açıyor, beş dakika kadar yiyip içip hemen toparlanıyor ve akşam namazını cemaatle, sevinç ve huzur içinde edâ ediyorsunuz. Hiç acele yok! Akşam ile yatsı arasını otuz dakika daha uzatmıştar, iftardan sonra evlere, lokantalara girilip istenilen yemekler yenilip abdestler tazelenip teravihe geliniyor.
Teravih bu iki büyük mescitte hatimle kılınıyor, hiç acele edilmeden, açık seçik okuyarak, rükû ve sücudların hakkı verilerek bir buçuk iki saatte namaz tamamen kılınmış oluyor.
Halk gündüz sıcakta dinlenmiş olduğundan, gece ayakta; her taraf ışıl ışıl, cıvıl cıvıl, hareketli, neşeli, nurlu, tatlı, bereketli! Birçok kimse sahura, hatta sabaha kadar uyumuyor. Sahur için bir ezan okunuyor, sabah için diğer bir ezan; sabahı erken vaktinde kılıp yavaş yavaş evlere çekiliyorlar; işe ve dükkâna giden az. Asıl iş hayatı ikindi namazından sonra