Kendini kuşatan koşulların çapraşıklığını en küçük ayrıntılarına dek bilen bir insan, bu çapraşıklığın yalnız onu kuşatan koşullarda olduğunu, bu güçlüklerle yalnız kendisinin karşılaştığını sanır. Başkalarının da onun gibi, kişisel koşullarının aynı çapraşıklığıyla kuşatılmış olduğunu aklına getirmez.
Aşk yavaş yavaş ilerleyen bir zehirdi, sinsi bir yalancıydı, dünyanın sefilliğinin üstüne kapatılan bir örtüydü, yapışkandı, hazmı zordu, insanın hiç olmadığı şey olarak görünebildiği bir aynaydı, çoktandır mevcut olmayan umudu dağıtan bir hayaletti, insanın sığındığını sandığı ama sonunda karşısında yalnızca kendisini bulduğu gizli bir yerdi, başka bir aşka dair belli belirsiz bir anıydı, sonunda bir son darbe olduğu belli olan bir kurtuluş imkânıydı, insanın elini kestiği cam kırıklarının ortasında duran bir mücevherdi; evet,Brilka, o zamanlar aşk bunların hepsiydi.