Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir, demişlerdi ki, bu çok değerli özlü sözler, yaşam ve mutluluk konusunda insanlara madalyonun tersini de gösterecek kadar eskiydi...
Uğruna savaştığımız her şeyi sevdiğim gibi seviyorum seni. Seni özgürlüğü, haysiyeti, bütün insanların çalışma ve aç kalmama haklarını sevdiğim gibi seviyorum...
Hepimizin zayıf anları olur ve ağlama yeteneğimizin olması bizim için şanstır, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz, dedi...
Ölüm hiçbir şeydi ve onun kafasında ne bir hayali ne de korkusu vardı. Ama yaşamak rüzgârda, bir tepenin kenarında uçuşan bir buğday tarlasıydı. Yaşamak gökyüzünde bir şahindi. Yaşamak buğdayın savrulduğu, samanın uçuştuğu bir harmanın tozu içindeki bir testi suydu. Yaşamak bacaklarının arasındaki bir attı, bacağının altında karabinaydı, bir yepeydi, bir vadiydi, kenarında ağaçlarla bir ırmaktı, vadinin en uzak yeri ve tepelerin ötesiydi...