Herkese merhaba. Ayın üçüncü okunan kitabı İstanbul Bir Masaldı oldu. Tuğla grubum ile birlikte bu senenin ilk tuğlasını devirdik. Yoğun anlatımıyla ve farklı üslubuyla çoğu zaman yorucu bir okuma ve odaklanma sorunu yaşasak da yarım bırakmadık. Tek başına okunacak kitaplardan değil.
Bir puzzle'in parçalarını bulmaya çalışıyormuş gibi dikkat ve özenle okunması gereken bir tuğlaydı. Olumsuz yönlerini söylemek istiyorum önce; Fazlaca tekrar cümlelerin olması, bir çok yerde uzun ayrıntılı cümlelere yer verilmesi, çok fazla karakterle karşılaşmaktı bizi yoran.
Peki bu kadar olumsuz unsurlar varken nasıl beğendin derseniz şöyle anlatabilirim size; Açıkçası ne kadar yoğun bir anlatım tercih etmiş olsa da yazar, üslup olarak beni cezbeden, eserin içinde geçen belli başlı hikâyelerin hüzünlü hayatlarını okumak oldu.
Eserde geçen karakterlerin tümünün ölü olması fakat anlatıcının öncesinde karakterlerle tanışıklığı ve de duyduğu şeyleri bizlere aktararak yaşam hikâyelerini anlatmasıyla başlıyor. Sanki ölüler konuşuyormuş gibi bir izlenim oluşmasın sadece bahsedilen tüm karakterlerin geçmiş hayatlarını okuyoruz.
Eserin konusu anlatmam için her bir karakterin analizini yapmam gerekir o yüzden ben sadece önemli karakterleri ve de bana dokunan karakterleri söyleyebilirim.
Aklımda kalanlar önemli gördüğüm karakterler; Mösyö Jak ve karısı Madam Roza, oğulları Berti, kızları Olga, gelinleri Jülyet, Jülyet ve Berti'nin kızı Nora. Mösyö Jak'ın kardeşi Nesim ve Nesim'in eşi Rahel ve çocukları Jinet. Madam Perla ve Avram Efendi, Mösyö Jak'ın anne ve babasıdır. Marcelina, Berti'nin eski sevgilisi. Her birinin tek tek içsel dönüşümlerini ve yaşamlarında yaşadıkları mutsuz ve acılı anlarına tanık oluyoruz.
Tant Tilda, Rozi, Enrico Weizman, Eleni, Hüsnü, Schwartz, Mimiko. Bu