"Dünya, yaşanmamış hayatlarının ağırlığını taşıyan insanlarla doludur. Bu insanlar, dünya onlara acımasız davrandığı için değil, kendi içlerindeki mümkün hayatları yarı yolda bıraktıkları için hırçın, eleştirel ya da katı biri haline gelirler. İçindeki sanatçıyı ortaya çıkarmayan; üretmeyen, yaratmayan kişi, sanatını ifade edenlere karşı alaycı bir tutum geliştirir. Sevmeyi asla göze alamayan aşık, romantizmi küçümser. Bir felsefeye bağlanmayan düşünür, inancın kendisiyle alay eder. Ve yine de, hepsi acı çeker, çünkü derinlerde bir yerde bilirler ki alay ettikleri hayat, yaşamaları gereken hayattır."
Bir kitabı bitiriyorsunuz belki o kadar da beğenmiyorsunuz ancak aradan biraz zaman geçiyor ve özlüyorsunuz. Karakterleri, hikayeyi… benim için en azından böyle oldu.
Jane Austen veya Brontë kardeşlerin kitaplarından farklı bir aşk hikayesi var. Konu aşk bile değil zaten. İşçi grevleri, sendika, kayıplar… bir noktada yapayalnız kalan bir kadını okuyoruz. Hayatta sevdiği herkesi kaybediyor ama hiç hoşlanmadığı bir adamın kendisi hakkındaki yanlış bir düşüncesi olması düşüncesinin etkisini, kayıplarının yanında dert ediniyor. Bana katılmayacak çoktur ama bence John Thornton en az Mr Darcy kadar etkileyici birisiydi.
Ben dizisini de izledim, gayet güzeldi. Hatta Edith’e yazdığı mektup kitapta geçmese de çok hoşuma gitti. Dizisi ayrı kitabı ayrı güzeldi diye düşünüyorum.
“I wish I could tell you how lonely I am. How cold and harsh it is here. Everywhere there is conflict and unkindness. I think God has forsaken this place. I believe I have seen hell and it's white, it's snow-white”
Kuzey ve GüneyElizabeth Gaskell · Koridor Yayıncılık · 2022649 okunma