Bu derlemede Hikmet Kıvılcımlı’nın din olgusunu kaba bir aydınlanmacı reddiyeyle değil, İslam'ın doğuşundaki tarihsel ve sınıfsal dinamikler üzerinden nesnel bir temele oturttuğu görülür. Eser, dinin başlangıçta ilkel komünal değerleri savunan ve tefeci-bezirgan sömürüsüne karşı çıkan ezilenlerin ideolojisi olarak nasıl bir devrimci rol oynadığını analiz eder. Zamanla Emeviler ve sonrasındaki sınıflı toplum yapılarıyla birlikte dinin nasıl egemenlerin bir baskı aygıtına ve itaat mekanizmasına dönüştürüldüğü sosyolojik bir dille incelenir. Metin, Türkiye solunun kitlelerin inançlarıyla kurduğu sorunlu ilişkiyi aşması için dinin tarihsel köklerindeki bu eşitlikçi özün maddi zeminleriyle kavranması gerektiğini savunur. Sağcı kesimlerin inancı salt bir biat kültürüne indirgemesine karşı çıkarken, solun da inanç meselesini doğrudan halkın tarihsel hafızası üzerinden okumasını sağlayan değerli ve gerçekçi bir yöntem sunar.
Vatan Partisi lideri olarak Kıvılcımlı'nın doğrudan işçi sınıfına ve yoksul halka seslendiği, Türkiye solunun kitlelerle kurduğu o en sahici, en militan ve en yalın hitabetin zirvesidir. İşsizliği, pahalılığı ve sömürüyü, halkın anlayacağı bir dille, dini referansları (adalet arayışını) devrimci bir öfkeyle harmanlayarak anlatan muazzam bir propaganda şaheseridir. "İslamiyet"in komünal köklerini ve halkçılığını, sermayeye ve Amerikan emperyalizmine karşı bir silah olarak kullanmanın dâhice pratiğidir.
Bu eser, basit bir zindan anısı veya mağduriyet edebiyatı değil; kapitalist-yarı sömürge bir ülkedeki cezaevi sisteminin doğrudan doğruya tarihsel maddeci bir anatomi çalışmasıdır. Kıvılcımlı, hapishaneyi toplumdaki sınıf çelişkilerinin yoğunlaştığı bir mikro-kozmos olarak ele alır; lümpen proletaryanın, adli mahkumların ve siyasi tutsakların psikolojisini, cezaevindeki o sömürü ve tahakküm ağlarını sosyolojik bir neşterle kesip biçer. Suçun kaynağının bireysel bir sapkınlık değil, tefeci-bezirgan ve kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı devasa ekonomik yıkım olduğunu bilimsel verilerle ispatlar. Marksizmin suç ve ceza sosyolojisine coğrafyamızın somut gerçeklerinden sunduğu öncü ve emsalsiz bir katkıdır.
"Yağı gittikçe tükenen kandil gibi" sönmek bu olmalı. Yağım tükeniyor.
...
Ölüm adım adım geliyorsa ne oluyor? Hiç. "Korku" sözcüğüne bıyık altından gülüyorum. Niçin korkulsun?
Sanki miyopluğumu hissetmiyorum. Dört duvar arasında uzağı görecek ne var? Evet "4 duvar". Bu yol gönüllü hücremdeyim. Hiç sıkılmıyorum. Gün öylesine geçiyor ki. Alışmış kudurmuştan beter.