"Gerçekten büyük bir despot hiçbir zaman halkına güvenemez çünkü, despotlar iktidarı baskı yoluyla elde eder ve sürdürürler, bu yüzden halklarından korkmaları gerekir."
Bu derlemede Hikmet Kıvılcımlı’nın din olgusunu kaba bir aydınlanmacı reddiyeyle değil, İslam'ın doğuşundaki tarihsel ve sınıfsal dinamikler üzerinden nesnel bir temele oturttuğu görülür. Eser, dinin başlangıçta ilkel komünal değerleri savunan ve tefeci-bezirgan sömürüsüne karşı çıkan ezilenlerin ideolojisi olarak nasıl bir devrimci rol oynadığını analiz eder. Zamanla Emeviler ve sonrasındaki sınıflı toplum yapılarıyla birlikte dinin nasıl egemenlerin bir baskı aygıtına ve itaat mekanizmasına dönüştürüldüğü sosyolojik bir dille incelenir. Metin, Türkiye solunun kitlelerin inançlarıyla kurduğu sorunlu ilişkiyi aşması için dinin tarihsel köklerindeki bu eşitlikçi özün maddi zeminleriyle kavranması gerektiğini savunur. Sağcı kesimlerin inancı salt bir biat kültürüne indirgemesine karşı çıkarken, solun da inanç meselesini doğrudan halkın tarihsel hafızası üzerinden okumasını sağlayan değerli ve gerçekçi bir yöntem sunar.