Güzelliğin bir lütuf değil, bir lanet olabileceğini anlatan o nadir romanlardan biri.
Dorian Gray dışarıdan hiç değişmezken içten içe çürüyen bir ruhun portresini izliyoruz.
Dorian Gray'in Portresi beni beklediğimden daha fazla sarstı. Kitap bitince bir süre boş boş duvara baktım resmen. Dorian’ın değişimi öyle bir anda olmuyor, adım adım oluyor ve insan en çok buna ürperiyor. Başta masum gibi görünen birinin yavaş yavaş vicdanını susturmasını izlemek rahatsız edici ama bir yandan da gözünü alamıyorsun.
En etkileyici şey bence şu: Dışarıdan hiç bozulmayan bir yüzün arkasında içten içe çürüyen bir ruh fikri. Oscar Wilde hem çok zarif yazmış hem de acımasız.Portre ise bana hep bastırdığımız taraflarımızı hatırlattı; görmek istemediklerimizi bir yere kilitlesek de onların yok olmaması gibi. Bazı cümleleri durup tekrar okudum. Güzellik, haz, vicdan… hepsine bakış açımı biraz kurcaladı bu kitap.
Karanlık, düşündürücü ve rahatsız edici bir klasik.
*1 puanı okuduğum yayınevinden dolayı kırdım.
"Yaşamımızı özgür irademizle, karar vererek yönlendiremiyoruz. Yaşam denilen şey kendisi sinirlerle, dokularla, hücrelerle ilgili bir şeydir; düşünceler bu hücrelere gizlenir, arzular buralarda konuşlanıp hayaller kurar. Sen kendini güvende hissedebilirsin, gücünün kuvvetinin yerinde olduğunu zannedebilirsin. Fakat bir odada ya da gökyüzünde tamamen tesadüfen gözüne çarpan bir renk tonu, ya da bir zamanlar sevdiğin bir parfümün kokusu derinlerde gizli saklı anıları getirip önüne koyar. Çoktan unutulmuş bir şiirin aniden karşına çıkan bir dizesi, epeydir çalmadığın bir müziğin ezgisi; yaşamımız bu tür şeylere bağlıdır Dorian."