martistis

martistis
@martistisisreading
kafam üçlü prize takılmış öbür bir üçlü priz sanki
5/10
·560 syf.·
2026 3. kitabı
Bir süredir canım takip edilebilir basitlikte bir kitap okumak istiyordu, kitaplıkta da katabasis varken okumaya başladım ve nispeten aradığımı bulmakla beraber ciddi bir hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. Kitabın ilk iki yüz sayfası basit olmasına rağmen kendini okutan bir yapıya sahip, kalanı ise hikayenin ilerlemesi için sürekli baştan okuduğum ilk sayfalardan ibaret. Başkarakter Alice'ın halihazırda tek düz olan karakter yapısının derinliklerine inmek ve bunu da birbirinden zerre farkı olmayan düşüncelerini okuyucuya tekrar tekrar okutarak yapmak kitabı iyice boğucu hale getiriyor. Alice'in gelişimini takip etmek için bunca düşünce akışı içinden farklı olanları tespit ve takip edip ardından aradaki olmayan yedi farkı bulmalısınız.. Üstelik kitabın bu karakter gelişememişliğine katlanacak kadar güzel bir kurgusu olduğunu da söyleyemem. Sanki duvarı pinterestte gördüğü academic era posterleriyle kaplı biri, haftalarca internette bilim adına gördüğü her şeyi günümüz gerçekliğini de kullanarak büyüyle neredeyse her şeyin mümkün olduğu bir wattpad kitabına entegre etmiş. Ortada evren var kuralları yok, var olan kurallar da asla net bi şekilde yazılamamış. Bu da ister istemez kitabın kendi içindeki tutarlılığını zedeliyor ve okuyucu olarak asla tam olarak kurgunun içinde olamıyor, keyif alamıyorsunuz. Yazarın çoğunlukla yaşayarak yazdığı yerler kitapta parıldıyor, ne zaman "gerçek" bir şey okuduğumu hissetsem bunu yazım stilinde de net bir şekilde görebiliyordum. Özellikle Peter ve Alice dinamiğinin başlarda yansıtılış biçimini inanılmaz samimi bulduğumu söylemeliyim. Kitabın okurken en keyif aldığım yeri bu ikilinin asla birbiri hakkında net bir kanıya varamadıkları kısımdı. Geri kalanı gerek karakter, gerekse yazım stili açısından vasat ve dandikti. R.F.
KatabasisR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 2025667 okunma
Reklam
9/10
·680 syf.·
Beğendi
·
2026 1. kitabı
pessoanın hayata karşı çok ilginç ve bir o kadar da trajikomik bir duruşu var. safi yaşamın ağırlığına katlanamamanın bünyesinde bıraktığı dikkatsizlik; kendisinde eksik olanı anlamlandıramamış olmanın maskesi olan kırılgan egosu ve daimi bir paradoks hali. zaten kendisi de kitabını bir ruh hali tahlili diye tanımlıyor, bana kalırsa bu paradoksun ta kendisidir bahsettiği. insan beyni boşluklardan ve hayatının orta yerinde duran cevapsız sorulardan hoşlanmaz asla ve o boşluk dolana kadar da üzerine düşünmeyi, o boşluğa uygun cevabı aramayı -gerekirse yaratmayı- sürdürür durur. pessoanın paradoksu da yaşıyor olmasının kendisini ezmesini ve çevresindeki kimsede bu etkiyi oluşturmamış olmasını sorgulamasıyla başlıyor. hiçbir satırında açık açık "ben neden onlar gibi değilim" sorusunu sormamasına rağmen her cümlesinin aslında bu sorudan kaçmak için kurulduğunu görebiliyorsunuz. zaman geçtikçe ve pessoa bu soruyu düşündükçe o boşluk daha da büyüyor ve zamanla rahat ve özgür hissettiği tek yere dönüşüyor, her ne kadar mutsuz ve yalnız olsa da bu boşluk dışında bir şey bilmez oluyor. aynı zamanda inanılmaz bir gözlemci olan pessoa hep dışarıya bakıyor; deneyimlemek istediği her şeyi yapmak yerine kendi boşluğunda hayaliyle simüle ediyor onu, sadece kendisi değil kendi yarattığı personalarla farklı farklı deneyimliyor her şeyi ve bunu özümsüyor. bağ kurma ihtiyacını bile kafasındakilerle gidermeye çalışıyor, öyle ki hayalcilik alanında uzman olduğunu ve akıllı olanın da kendisi gibi olması gerektiğini savunuyor. bunca şeye rağmen kendi kurduğu camdan kafesinin arkasındaki dünyaya özlemle bakmaya devam ediyor, kendisi ne kadar uyumsuzluğunu zekasıyla tolere etse de her şeyin farkında ve en çok bu farkındalık öldürüyor onu. sürekli her şeye, kendisine dahil uzaktan bakmanın
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
çağımızın vebası.. mı acaba?
4/10
·261 syf.·
2025 28. kitabı
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu\DEHB ya da Attention-Deficit-Hyperactivity Disorder\ADHD olarak da bilinen, sosyal medyanın da yaşamımızı ele geçirmesiyle her odaklanamayanın suçlu ilan ettiği bu nöroçeşitlilik nedir ve ne değildir? Önce biraz kitaptan bağımsız konuşup daha sonra kitabın bu duruma nasıl yaklaştığıyla ilgileneceğim. Genelde sadece dopamin ve noradrenalin ile ilişkilendirilen ADHD; prefrontal korteksin baskılayamadığı bipolar küçük amigdalayla başlayıp, nörotransmitter sistemler arasındaki minik hormon kavgalarıyla devam eden ve corpus callosum'ın düzenlemekte zorlandığı düşünce sistemiyle de aslında tüm beynin içinde bulunduğu koca bir sistem bozukluğudur. (ya da günümüz dünyasına uyum sağlayamamış avcı toplayıcı sistemidir, kim bilir.) Durum böyle olunca kişi karşısında bulunan uyaranları filtreleme, öncelik verme, sıraya koyma, motivasyon bulma, oyalanmadan herhangi bir işi yapabilme, herhangi bir işi tamamlayabilme ve dürtü kontrolü yapma gibi bir çok insanın normal bir şekilde yapabildiklerini fazlaca zorlanarak yapar. Akabinde kendini yetersiz, başarısız, eksik hissedebilir ve yarım bıraktığı her konu onun kendisi hakkındaki bu düşüncesini pekiştirerek ortaya depresyon gibi bir çok rahatsızlığı çıkartır. Yani anlayacağınız üzere; insan hakkında diğer her şeyde olduğu gibi, düşünce sisteminin herhangi bir işlemindeki bozukluk kişinin tüm dünyayı algılayışını değiştirir. ADHD üç ana tipe ayrılır. 1.) Dikkatsiz/hipoaktif tip, bu tip genelde dürtüsellikten çok dalgın, unutkan, odaklanamayan tip olarak tanımlanır. 2.) Hiperaktif tip, dikkatsizliği genelde dürtü kontrolüne yansıyan, yerinde duramayan ve genelde orta yaş erkek çocuğu tiplemesidir. 3.) Karma tip, bu tipin ne zaman nerde nasıl davranacağı öbür tipler kadar belirgin değildir.
Çocuklarda ve Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite BozukluğuAstrid Neuy Bartmann · İletişim Yayınları · 084 okunma
1/10
·738 syf.·
2025 26. kitabı
bu kitabın bana öğrettiği tek şey içimde bulunan saf Haruki Murakami sevgisini yok edip yerini tüm varoluşumu ele geçiren bir nefretle doldurması oldu. 101 gün önce sakin bir günde başlamaya karar verdiğim bu kitabın ben de bu etkiye bırakacağını elbette tahmin etmiş ama bunu engellememiştim. aynı dönemde gene Haruki Murakami'den okuduğum Kadınsız Erkekler kitabı ile resmen aynı çizgide ilerleyişi, okudukça Norwegian Wood ile arasındaki benzerlikleri farketmem ve farkettiklerimin ruhumu gün geçtikçe daha da daraltması kitabı bitirmeme sebep olan en büyük etkendi. murakamiden hayatım boyunca nefret etmek istedim ve istediğime de ulaşmış bulunduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. çok uzun kadın giysisi, ense, ayak, el ve insan vücudunda seksist bir şekilde bakılmaması gereken ne varsa onlar üzerine uzun ve erotik betimlemelerle bu adamın ne yapmak istediğini cidden anlayamıyorsunuz. tamam fetişlerini yazmak istiyor olabilirsin ya da tüm gidik kadın karakterlerin sana yanık olduğu bir şey de yazabilirsin ama zaten bunun için apayrı bir kitap türü ve hatta sektör var? neden seks ve eser miktarda bilinçaltı sembolizmine büyülü gerçeklik adı verirsin ki. kitapta anlamadığım daha doğrusu anlaşılmayan o kadar fazla şey var ki, neden diye sormaya başlasam buradan murakaminin adresine yol olurmuş gibi hissediyorum. aynı şeyleri sekiz yüz defa sanki bir bok varmış gibi içli içli yazılmasından çok sıkıldım. karakterler arasında tüm bağlar her ne kadar "derin" yansıtılmak istendiyse kağıtta o kadar sığ durmuş ve bu sığlık 750 sayfa boyunca kendini derin sanarak ilerlemeye devam etmiş. hani adamın tek bir kitabında bu tema hakim olsa tolere edebilir ve okumaya keyifle devam edebilirim ama her kitabındaki karakter arketipleri, olay örüleri ve hatta meme tasvirleri birebir örtüşüyor. kitaptaki bunca sıkıntı
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,941 okunma
10/10
·428 syf.·
Beğendi
·
2025 25. kitabı
Bu ana kadar okuduğum Terry Pratchett kitaplarında gördüğüm şey; birbirinden bağımsız binlerce fikrin çarpışan arabalar oynamasıydı. Safi karmaşanın ve niş mizahın etkili olduğu kitapların arka planındaki hislerin içerisinde ise öfke olacağını düşünmemiştim. Terry Pratchett'ın hayata, yaşama, taksiciye, tanrıya ve dahasına olan öfkesini; bu şekilde katalize edip ondan binlerce kişinin içerisinde bulunmaktan huzur bulduğu bi evren yaratmış olması hangi fantastik kitabın kurgusu bilmiyorum. Üstelik tanrı vergisi olarak düşündüğüm hayal gücünün yaşamdan eti ve tırnağı ile kopardıkları olduğunu da bilmiyordum mesela. Beni mutlu eden, evim gibi olan diskdünya serisinin arka planındaki yaşamın bu kadar cesur olmasını da tahmin edemezdim. Beni kahkahalara boğan mizahının üzerine çalışılmış olduğunu da kendiliği için bu kadar mücadele eden birinin ne kadar güzel olabileceğini de Terry Pratchett ile yeniden farkettim. Çevresindeki her şeyden güzel bir şey yaratan bu adamın sonunun alzheimer olduğunu ben bile kabullenememişken; kendisinin kabullenişindeki naifliği ile inandığı şey üzerine sonuna dek mücadele etmesini de asla unutmam mesela. Ona gelen mektuplar hakkında yazışını, harika bir yazar olmasını kendi üzerine konduramamış olduğundan dolayı cümlelerindeki mahcubiyetini ve kafasındaki ucube imgelemleri, hepsi kazındı zihnime. Fantezi daha doğrusu kaçış edebiyatının insanlara bir şeyler öğretmesi gerektiğini, meselenin kaçmak değil de nereye kaçtığınla alakalı olduğunu söyleyip; bunun en güzel örneği olduğun için teşekkür ederim Terry Prathcett. Hayatıma senin pencerenden bakma fırsatı verdiğin için, yazar olduğun için, senden bir çok şey kapmama olanak sağlayan yazım tarzın için, güldüğüm her esprin için ve en önemlisi içime salıverdiğin bahar kokusu için teşekkür
Klavye SürçmesiTerry Pratchett · Deli Dolu · 201923 okunma
Reklam