Hepimizin yüzünü tanri yarattıysa benimkini yaratırken kahkahalarla gülmüş müdür?
Baş karakterimiz Fern kendisini sevilmeye layık görmeyen pırıl pırıl bir kızdır.(ona sorsanız çirkin ördek yavrusu) Kendince ask romanlari yaziyor. Hoşlandığı çocuk Ambrose ise okulun güreş takımında bircok madalya almış,yakışıklı ve popüler bir gençtir. Tüm kızlar onun peşinde tabi. O zamanlar gözü Fern'i görmüyor. 2001 yılındaki ikiz kule saldırısından kısa süre sonra liseden mezun olduklarında Ambrose ve dört arkadasi askere gider ve Irak'ta görev aldıkları sırada saldırıya uğrarlar. Aralarından sadece Ambrose sag kurtulur ama eski halinden eser yoktur. Bu olay yasadiklari kasabada derin üzüntü yaratır. Ambrose yüzündeki yaralardan dolayı herkesten saklanarak yaşamaya çalışır. ahh be çocuğum o yasta ne diye gidersin askere diyesi geliyor insanın ama o anki milli duyguları ve vatan sevgisini düşününce bir şey diyemiyorum. Zaten kendini suçlu hissettiği için uzun süre kimseyle görüşmek istemiyor. Neyse ki her şerde bir hayır vardır. Ambrose, artık yüzünün bir tarafı bakılmaz halde olmasina rağmen Fern ile çok güzel bir ilişkiye dogru ilerliyor. Fern o kadar güzel seviyor ki, başkası olsa cocugun yüzüne bakmaz belki ama bu kızın sevgisi harbi çıktı. Çabaları sayesinde güzel bir ilişkiye adım attılar. Mektuplasmalari ve soru cevap oyunları kısmında çok eğlendim.
Fern'in kuzeni Bailey icin ayri parantez acmak isterim.. tedavisi olmayan hastalığı var ama hayat sevinci hayran birakiyor. Fern ile birlikte sürekli bir çılgınlık peşindeler. Onun oldugu bolumler bana karanlığın şarkısı- Ben'i hatirlatti. Hikayeleri o kadar benzer ki. Hem çok güldüm hem çok ağladım. Bailey'in başını belaya sokan bir tip var ki lanetler okudum durdum. Vardır ya böyle tipler, alkolik, karısını döven ama tipine