Herkese merhabalar. :)
'‘1000 Kitap 1000 Hikaye Hedefliyor’' sloganıyla yola çıktığımız hikaye tamamlama etkinliklerimizin 7.'si başlıyor! Katılmak isteyenler 7 Ekim Cuma günü saat 21.00'a kadar bu iletinin altına yorum yaparak etkinliğe kaydolabilirler.
Hikayenin türünü belirlemek için katılımcı arkadaşlar bu ankete de oy verirlerse sevinirim. anketomatik.com/FNCJv
Etkinlikten haberi olmayanlar okurlar için de eski hikayelerimizin birkaçı buraya ekliyorum. Biz yazarken çok keyif aldık, umarım siz de okurken keyif alırsınız. :)
http://1000kitap.com/haber/6-hikaye-tamamlama-etkinligi
http://1000kitap.com/haber/5-hikaye-tamamla-etkinligi
http://1000kitap.com/Haber/1000-kitap-1000-hikaye-hedefliyor-dorduncu-etkinlik
http://1000kitap.com/haber/3-hikaye-tamamlama-etkinligi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Daha önce de beni duygulandıran, gözlerimi dolduran kitaplar olmuştu fakat kalbimi böylesine sızlatan bir kitap olmamıştı. Reşat Nuri'yi keşfetmek için çok geç kaldığımı fark ettim Acımak sayesinde.
Neredeyse yüz yıl öncesinden başlıyor hikaye. Zehra isimli genç ve oldukça azimli bir öğretmenin babasının günlüğünü okumasına tanıklık ediyoruz. Kitabın ilk yarısında Zehra ile birlikte babasına öfkelenirken sonraki yarısında da onunla birlikte acıyorsunuz yaşananlara.
Bu kitaba verilecek daha uygun bir isim olamazdı kesinlikle. Acımak... Bir de Aytmatov'un Beyaz Gemi'sinde hissetmiştim böylesine yoğun bir acıma duygusunu.
Toplumumuzdaki aile yapısını çok doğru ve acı bir şekilde eleştirmiş Güntekin. Başkaları hakkımızda ne düşünür kaygısı, yaşam standartlarını çevreye uydurma isteği, bitmek bilmeyen tatminsizlikler, iletişimsizlik...
Kitabın akıcı bir dili ve güzel bir olay örgüsü var. Her ne kadar bilmediğim kelimeler çok olsa da her sayfanın altında kelimeler açıklandığı için okurken anlam bütünlüğü bozulmadan ilerleyebiliyorsunuz. En sevdiğim kitapların başında gelecek bundan sonra Acımak şüphesiz.
Ben zannediyorum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kafidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... Ta ki kendisini başka sahillere götürene kadar...