Kimse mükemmel degil. Bazen insanlardan kusursuz olmalarını beklersiniz ve kusursuz olmadıkları için onlardan sonsuza kadar nefret edersiniz, oysa onların suçu degildir, sizin suçunuz da değildir. Yalnızca sahip olmadıkları için size veremeyecekleri bir şeyi istemişsinizdir.
... birkaç hafta ya da ay içinde insan kendi hayatını tanıyamayacak hale geliyor. Tanıdığı herkese yalan söylüyor. Kendisine uygun olmayan birini fazla tutkuyla ve tamamen, her şeyiyle umursamaya başlıyor. Artık kendi geleceğini gözünde canlandıramaz oluyor: Yalnızca bundan beş yıl sonrasını değil, beş ay, hatta beş hafta sonrasını bile göremez hale geliyor. Her şey karmakarışık bir hal alıyor. Bunların hepsi tek bir kişi için, ikiniz arasındaki ilişki uğruna. O ilişkinin düşüncesine duyduğunuz sadakatten. Bunun ışığında, başka önemli şeyleri eskisi kadar umursamaz hale geliyorsunuz: Ailenizin saygısını, meslektaşlarınızın ve tanıdıklarınızın hayranlığını, hatta en yakın arkadaşınızın anlayışını bile.
Gerçi Anna'nın kocası ve artık bebeği var ve o ikisi övgüyle iltifatın verdiği hazzı aşarak geçersiz kılan bir sevgi ve adanmışlık sunuyorlar ona. Kendisi koşulsuz sevginin kıyaslanamaz biçimde doyurucu besinini alan Anna'nın, Margaret'in yıllardır acı verici bir açlığın pençesinde kıvranan gururunu kınaması zalimlik olur.
Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın, para, şan ve şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.