Aşk çok çetin ve zahmetli bir inşaat projesi olsaydı, erkekler bunun ameleliğini yapan işçi/köle sınıfı iken dişiler bunun müteahhitliğini veya rant sahipliğini üstlenen patron/sermayedar sınıfı olurdu. Aşk, dişilerin erkekleri köleleştirmek için icat edip başarıyla asırlardır erkeklere benimsettikleri bir psikozdur. Ancak bu güçlü ve egemen psikoza bazen kendileri de düşmektedirler. Ancak kesin olan şudur ki, kadınların iki elin parmaklarını geçmeyen sayılı patentlerinden biri kesinlikle aşktır.
Erkeklerin, aşkın ameleliğini yapan taraf iken kadınların aşkın patronluğunu yapan taraf olduğunu; erkeklerin kendilerini aşırı kaptırdıklarını, kadınlarda görülen o düşük voltajlı aşkın bile erkeği aşık etmek -veya daha tutkulu bir aşığa çevirmek- için hissedilen bir duygu olduğunu itiraf eden kadınların tamamı 40 yaş üstü kadınlardır. (Erkeğin kadını arzulaması, kadının ise erkeği değil kendisinin arzulanmasını arzulaması) Bu gerçekleri 25 yaşında bir kadına söylediğinizde çok şiddetli ve suçlayıcı biçimde karşı çıkacaktır; çünkü bunun erkeklerce bilinmesi kendisi için büyük bir dezavantaj oluşturacaktır. Fakat 15-20 yıl sonra kuvvetle muhtemel kendisi de bu durumu çok bariz bir realite olarak kabul edecektir.
Kadınların, erkeklerin aksine daha uzun vadeli ve daha ayrıntılı gelecek planları yaptıkları, özellikle 20. yy’dan itibaren tüm dünyada yaşanmakta olan sosyal değişimler sonucu kadının daha çok ekonomik faaliyetlere katılması ve feminizm rüzgarları sonucunda kadınlar günümüzde daha da çok başarı odaklı, hedef merkezli yaşayan taraf olmuştur. Ne var ki kadınlarda aidiyet ihtiyacının daha güçlü olduğu da bir vakıadır. Dücane Cündioğlu’nun çok doğru olduğu için çok tepki çeken “Erkek sahip, kadın ait olmak ister” sözünü birçok olgun kadın aynen kabul etmektedir. Ancak