“Kısacık ömrümüze ne kadar mutsuzluklar sıkıştırıyoruz aslında; hayat sürüp giderken farkına varmak ne mümkün!”
2004'ten 2024'e kadar uzanan 20 yıllık bir aşk çıkmazı. Kitabın odak noktası 29 Şubat. Okuyucu, 20 yıldır aşamadığı terk edilmenin yıldönümü zamanında Adana'da radyo programcısı Rüzgar'ın birkaç haftasına tanık oluyor. Kurguda değişen zaman algısına adapte olmakta zorlandım. İlerleyen olay akışında tarih her zaman 29 Şubat 2024 gibi hissettim.
Dj Rüzgar’ın programların olduğu kısımları okumak beni lise ve üniversite yıllarıma götürdü. Radyo benim vazgeçilmezimdi. Nihat'la Sivrisinek'le gündemi mizahla takip ettiğim, Matrax'la tüm absürtlüklerine kahkahalarla eşlik ettiğim, Cevdet Canel'le sayılarla şarkı falı tuttuğum zamanları yad ettim. Radyo kültürüne yetişen şanslı nesildim, Yaralı Düşler sayesinde o zamanları hatırladım.
Uzun bir zaman önceydi.. çıkarların bu denli peyda olmadığı veyahut benim o kadar da net göremediğim, görmenin ki ışıktan bir katre olduğu vakitler... Ruhumun dağlarında tepelerinde, çiçekli ve de ayaz köşelerinde Heidivari koşturduğum dönemler :) Babam yeni emekli olmuş ve memlekete dönmüşüz. Üniversite sınavına gireceğim o yıl. Akşam olup da ev ahalisi bir doğu geleneğiyle erkenden uykuya geçerken, geceyi günle karşılama vakti; “ Benim için gün yeniden yeniden başlıyor(!) “ felsefesi. Kitaplarımı toplar, mutfak masasında annemleri rahatsız etmeyecek bir ölçüde ışıkla çalışırdım. Bir köşede de radyom, o keşiflerim, cızırtılar eşliğinde kaybolmanın güzideliği ve bir selam da Alem FM'den Zeki'ye olsun, Matrax programına kaç dostluk, kaç uykusuz gece ve de deney girmiştir kim bilir. :)
İşte o vakit senindir, bu vakit benim derken ve memleketin ve dahi bir bölgenin en sevdiğim özelliğinden birisi olan ara sokaklarını, eğri büğrü yollarını turlarken keşfettim K dergisini. Öyle ki dergiyi sattığını unutmuş olan bayiininde o şaşkın, hani biraz daha zorlasa göbeğinde çay bardağı tutturacak halini unutmam. Kollarımda tozlanmış, kenarları kopmuş, ön sayfasının yerinde kısmi yeller esen ve dahi Picasso'nun tablosunu hiç mi hiç aratmayan haliyle. Lakin o sevincimide unutamam. Ve hiçbir şeye değişmem. Bu ortamda dahi K dergisinden bir aşinalığımız, tanışıklığımız olduğunu öğrendiğim, öyle bildiğim insanlarında kıymeti ayrıdır.
Peki nasıl bir dergidir K ve ayıptır söylemesi, evet ayıptır ayıptır şu an dahi üzerinde yazan fiyatı 1TL. Lakin dergi kapandığı ve sahaflara düştüğü için, nadideliliğinin altını çizdiği için 100 katı fiyata da alabilirsiniz pekâlâ. Kendisini sadece bilgiye ve sanata, ilime adamış olan insanların oluşturduğu bu yazın, hor ellerde de hırpalanabilir...
Zeki Kayahan Coşkun'u radyo programlarından tanırım. Eskiden küçük bir mp3 çalardan geceleri Zeki'nin programını, Matrax'ı, açar, büyük bir keyifle dinlerdim. O zamanlar her şey çok daha güzeldi tabii. Hayatın her döneminde gülmek için sebeplerimiz olmalı. Sanırım o dönem benim için o kaynaklardan biri de Zeki'ydi. Heyecanla programın başlayacağı saati bekler ve dinlemeye başlardım. Daha önce kitaplarının olduğunu görmüştüm fakat aradan zaman geçince hiç aklımda bile değildi. Bugünlerde tesadüfen e-pub olarak karşıma çıkınca bir okumak istedim.
Kitap, dinleyicilerinin katkılarıyla da hazırlanmış, bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Yazar, kitapta bölümler halinde annelerin türlü hallerinden bahsetmiş. Annelerin temizlikte, yemekte, teknolijiyi kullanmada, misafirlikte ve daha bir çok durumda takındığı tavırlardan, söylediği sözlerden bahsediyor. Bunları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Daha küçük bir çocukken annelerin temizliğe önem vermesine, misafir için telaşa kapılmasına, meyveyi dondurmayla bir tutmasına anlam veremez. Bölüm boyunca bunlara anlam veremediğini anlatır. Bölüm sonuna eklediği "meğer annem haklıymış" kısmında ise büyümüş bir insanın gözünden annesine hak verir. Örneğin; karpuz dondurmadan güzeldir, bir gün kullanmak üzere kaldırılan çikolata, reçel kavanozları işe gerçekten yarıyordur, en güzel toz bezi eski atlettir, yemekte lezzet kadar sunum da önemlidir misafir çocukları bazen gerçekten Felakettin olabilir gibi.
Kitabı annesine yazdığı bir şiirle ve kitabına katkı sunan dinleyicilerine teşekkür ederek bitiriyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap mıdır? Bence değil. Ama yine de kendisinin ve radyo programlarının hayranı olanlar için okumak hoş olacaktır.
Zeki Kayahan’ın kendi mizaç dünyasında eğlenceli bir yolculuğa hazır olun! Alışılmışın dışındq farklı bir üslupla karşınızda. Radyo programı ‘Matrax’ tanıyanlar bilecektir.
2010 yıllında, Matrax adlı mükemmel ötesi radyo programı ile tanıştığım Zeki Kayahan Coşkun'un tek çırpıda bitirdiğim; beni çocuklukluk yıllarıma götüren güzel bir kitabı... Buz gibi soğuk suyundan, oyuncağa verilen değere kadar, kendinizi olayların içinde bir yerde buluyorsunuz. Canım Zeki Canım Matrax
Soguk bir geceydi saat 12 yi gecmisti yil 2008 aylardan mart ayi yatagin icinde yorganin altinda dinledigim bir radyo programi araciligi ile kendisi ile tanismistim ZKC ile.Ogunden bu gune aralik versemde ki hayat sartlari hala dinlemekteyim matrax i.Sen cok yasa ZKC.sewgilerle...