Tadı Acı Ama Vaadilen Topraklar Cennet
"Psikoterapist Jung insan yaşamının iki evreden oluştuğunu söyler. İlk evre ailemizin ve toplumun bizden beklentilerini karşılamakla geçer. Bize hedef gösterilen okullara gideriz, çok çalışıp mezun oluruz, bizden beklenen işlere gireriz. Ardından toplumdaki en küçük birimi kurmamız istenir, çünkü bireyken karar vermekte ne kadar özgürsek aile olduğumuzda elimiz kolumuz o kadar bağlıdır. Hele bir de işin içine çocuklar girdi mi, hapishane tamamlanmış olur. Hayatımız bize verilen görevleri en iyi şekilde tamamlamakla geçer. Tüm görevler tamamlandığında adeta bir duvara çarparız. Varoluşsal bir iktidarsızlık başlar ve iki soru belirir önünüzde. A. Kimim? B. Ne olmak istiyorum? Bu iki soruyu hayat çizgimizde iki nokta olarak alırsak tüm hayatımız A noktasını tespit etmek ve B noktasına gitmeye çalışmaktan ibarettir. Hayat her zaman size bu iki soruyu soracak, cevabınız yoksa o size söylüyor olacaktır! Hepimiz hayatın öğrencileriyiz sonuçta! 4 yaşına kadar kaderimizin, 40 yaşına kadar düşünce ve seçimlerimizin sonucunu yaşarız, ta ki farkındalık yaşayana kadar. Matrix filminin diliyle konuşursak hayatta bize bu iki soruyu sorduran her türlü olay kırmızı haptır. Tadı acı ama vadettiği topraklar cennettir. Farkındalığın kapısını açar!"
Sayfa 109·Kitabı okudu
Felsefe
Modern bilimin henüz Efendi- söylemi mertebesinde olmadığı geleneksel bir toplum alalım: Onun simgesel alanı içinde, biri kalkıp modern bilimin önermelerini savunursa şayet, “deli” olarak görülüp defedilecektir -üstelik can alıcı nokta şu ki onun “gerçekte deli” olmadığını, onu bu konuma düşürenin olsa olsa dar kafalı cahil toplum olduğunu zikretmek de yetmez-, deli muamelesi görmek, toplum­sal büyük Öteki’den dışlanmak, fiilen deli olmakla aynıdır bir bakıma. Delinin kendi halüsünasyon tasarı­ları içinde tutsak oluşu nedeniyle, şeyleri onların ger­çekte olduğu halleriyle algılayamaması anlamında,“delilik”, “olgular”a doğrudan gönderime dayanan bir niteleme değildir, yalnızca bireyin “büyük Öteki”yle ilişkilenme şekliyle ilgili bir şeydir. Lacan, genelde bu paradoksun karşıt tarafına vurgu yapar: “Deli, sadece kendini kral sanan bir dilenci değildir, kendini kral sanan bir kraldır da o”, yani delilik Simgesel ile Gerçek arasındaki mesafenin ortadan kalkmasına, simgesel buyrukla dolayımsız bir özdeşleşmeye karşılık gelir; ya da, onun bir diğer örnek cümlesini alacak olursak, bir koca hastalık derecesinde kıskanç olup karısının başka adamlarla yattığı fikrini takıntı haline getirdiğinde, onun bu takıntısı hastalıklı bir özellik olarak kalacak­tır, haklı olduğu ispatlansa, karısı fiilen başka adamlar­la yatıyor olsa bile.
Pdf
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çoğunluğun katılım gösterdiği demokratik bir tar­tışma, çoğunluktaki bilişsel cehalet değişmeden kaldığı sürece niçin daha iyi bir sonuca götürmek zorunda olsun ki?
Pdf
Fantaziyle paranoya hep iç içedir: Paranoya, en temelde, bir “Öteki’nin Öteki’si”ne, düpedüz ortada olan toplumsal dokunun Öteki’sinin ardında saklı durup toplumsal hayatın önceden kestirilemeyen etkileri (olarak bize görünen şeyi) programlayan ve dolayısıyla onun tutar­lılığını garanti eden bir diğer Öteki’ye duyulan inanç­tır: Piyasa kaosunun, ahlaki erozyonun, vb. altında Yahudi senaryosunun maksatlı stratejisi yatar... Bu paranoyak durum, gündelik hayatlarımızdaki dijitalleşmeyle birlikte itici bir güç daha kazandı günümüzde: Bütün bir (toplumsal) varoluşumuz, bilgisayar ağının büyük Öteki’si içinde gitgide dışsallaşıp-maddileştiğinde, dijital kimliğimizi silip böylelikle bizi toplum­sal varoluşumuzdan yoksun bırakacak, silik tiplere dö­nüştürecek art niyetli bir programcıyı hayal etmek hiç de zor değil.
Pdf
Truman Şov filmi üzerine!
Tüketime dayalı ileri kapitalist toplumda, “gerçek” hayatta sahne aktörü ve figüranı gibi davranan komşularımızla birlikte, “gerçek toplumsal yaşam’’ın kendisi de sahnelenen bir düzmecenin özelliklerini kazanıyordur adeta. Tinsellikten arındırılmış kapitalist faydacı evrenin nihai hakikati, “gerçek hayat”ın kendisinin maddileştirmeden arındı­rılmasıdır, hayali bir şova evrilmesidir.
Pdf
Matrix tam da Platonun mağara düzenini (esir haldeki sıradan insan­lar, oturdukları yere çakılı vaziyettedirler ve gerçeklik diye tav oldukları şeyin gölge gösterisini izlemek zorundadırlar) tekrar etmiyor mu? Önemli ayrım, bazılarının mağara belasından kurtararak kendisini Dünya yüzeyine atar atmaz orada bulduğu şeyin Güneş ışınları, yani en yüksek İyi tarafından aydınlatılan parlak bir yüzey değil “gerçeğin ıssız çölü” olmasında yatıyor elbette.
Pdf