8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 129. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2025 13:29
CESUR YENİ DÜNYA 20. yüzyıl edebiyatının özellikle ilk yarısı yeni yeni ortaya çıkan bir tür olan bilim-kurgu furyasının yaşandığı bir dönemdir. Pek çok edebiyatçı, bir sanatçı hassasiyetiyle ve dünya savaşlarının gölgesinde gelecek öngörülerinde bulunarak distopyalar yazmıştır. Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Zamyatin’in Biz’i, Orwell’ın 1984’ü, H.G. Wells’in Zaman Makinesi gibi kitaplar, hatta bütün bu ustalara ve kitaplarına saygı duruşu gibi yazılmış Walter Tevis’in Alaycı Kuş’u klasik bilim kurgu edebiyatının en görkemli ve en dramatik distopyalarıdır. Tıpkı Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı gibi… Açık bir düzen eleştirisi barındıran bu eserler, içinde bulunduğumuz zamanın yorumlaması ve allegorisi olarak karşımıza çıkıyor. Peki bu insanları bilim kurgu yazmaya iten sebep neydi? Bilimsel gelişmelerin hız kazandığı, sanayi devrimiyle dengelerin değiştiği ve endüstriyel üretimin ufukta göründüğü zamanlardır bunlar. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının endişeli atmosferinde bütün bu gelişmelerin nasıl bir uçurumun eşiğinde olduğunu gören ise ilk olarak edebiyatçılar olmuştur. Tüketim bilincinin pompalandığı bu dönemlerde, ünlü otomobil üreticisi Henry Ford’un seri üretim bantlarını endüstriye kazandırması ve içten yanmalı motorları olan T model otomobillerin piyasaya sürülmesi bir şeylerin değiştiğinin de habercisiydi. Tüm bu havayı derinden soluyan Huxley, bir Amerika gezisi sonrası kitabını yazmaya karar verir. Aglosakson kanının ağır basmasıyla mı bilinmez, kitabında kurduğu distopyanın Tanrısına da -Ford- adını veriyor. Cesur Yeni Dünya tek tipleşen, amaçsız yaşayan, tüketim çılgınlığına kapılmış, şartlandırılmış ve birey olmaktan çıkarılmış insan kopyalarının dünyasıdır. Kitabın daha en başında, bu distopyaya ulaşmak için nasıl bir toplum mühendisliği
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2025 23:42
Son 50 yılda entelektüel dünyaya öncülük eden, hakim ideolojiye direnen çok önemli insanlar vardı. Noam Chomsky, Howard Zinn, Immanuel Wallerstein, David Graeber ve birçoğu... Naomi Klein'da yakın zamanlarda bunların arasına katılan çok önemli birisi. Özellikle Şok Doktrini ve No Logo kitaplarıyla neoliberal demokrasiye ve kapitalist zihniyete direnenler için bir sığınak olmuştur. Bir Yahudi olmasına rağmen Siyonistlere karşı en iyi muhalefeti yapanların başında geliyor. Tıpkı diğer Yahudi entelektüeller Chomsky, Filkenstein ve Pappe gibi. "Doppelganger" kitabı aslında aynadaki kötü ikizimizden bahseden ilk kitap değil, son kitapta olmayacak. Fakat günümüz şartlarında bu sevmediğimiz ikizimizle mücadele etmenin yöntemi onun gibi davranmaktan geçiyor maalesef. Post Truth çağındayız. Doğrunun olabildiğince büküldüğü, yalanın her an her dakika tekrarlandığı, renklerin ortadan kalktığı her şeyin flu ve gri olduğu bir dünyaya yaşıyoruz. Komplo teorilerinin gölgesinde dünyayı kim yönetiyor, biz niçin oy veriyoruz? Eskisinden daha mı özgürüz, daha mı zenginiz; eğer öyleyse neden insanlar hâlâ geçimlik ücretin altında çalışıyor ve ev sahibi olmak için yıllarca çalışmak zorunda. Neden hâlâ düşüncelerimizden dolayı sürgün ediliyoruz, hapsediliyoruz? Sosyal medya çağımızın deccali diyebilir miyiz? Bunca bilginin içerisinde işe yarar olanı nasıl bulacağız? Bulduğumuz bilginin doğruluğunu nasıl teyit edeceğiz? Elde ettiğimiz mutluluk gerçek mi ilüzyon mu? Matrix'teki o meşhur sahne akıllara geriyor. Kırmızı hapla mavi hap arasında seçim yapıyoruz. Naomi Klein okuduğunuzda önce kendinizden sonra yaşadığınız dünyadan şüphe duyuyorsunuz. Bu şüphecilik bize mutluluk, refah ve huzur getirecek mi? Yoksa Dostoyevski romanlarındaki gibi kendi düşüncelerimizin içinde kaybolup gidecek
Siyaset
Doppelganger – Ayna Dünyaya YolculukNaomi Klein · Yapı Kredi Yayınları · 202426 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 144. kitabı
Sevgili okurlar öncelikle selamlar-sevgiler.... Felsefenin zengin ve derin dünyasına adım atmak isteyenler için Louis Althusserin Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş kitabı, alışılmış felsefe rehberlerinden oldukça farklı ve ilginç bir başlangıç sunuyor. Bildiğiniz gibi klasik felsefe kitapları çoğunlukla hakikat arayışına, doğru bilgiye ulaşma çabasına odaklanır. Ancak Althusser, felsefeyi ideolojiler arası bir savaş alanı olarak tanımlayarak bizi alışılmışın dışında bir felsefi yolculuğa davet ediyor. Althusser’in bu kitabı, felsefeyi sadece bireysel bir sorgulama süreci değil, toplumsal ve ideolojik güçlerin çarpıştığı bir alan olarak ele alır. Kitap, felsefenin “tarafsız bir bilgi arayışı” değil, tam aksine ideolojik mücadelenin yoğun bir şekilde yaşandığı bir savaş alanı olduğunu savunuyor. Althusser’e göre felsefe, bilim ve ideoloji arasında gidip gelen bir sınırda yer alır; tarafsız kalmaz, belirli bir ideolojiyle örtüşür ya da ona karşı çıkar. İşte bu bakış açısı, felsefeye yeni bir soluk kazandırırken düşünce dünyamıza da farklı bir perspektif sunar. Felsefenin Temel Alanları ve Soru Sorma Sanatı Felsefeye yeni başlayanlar için, felsefi düşüncenin karmaşık görünebildiğini biliyorum; ama felsefe aslında hayatımıza dair temel sorular sormakla başlar. Felsefenin en temel alanları şöyle sıralanabilir: Metafizik: Varlık ve gerçekliğin doğasını ele alır. “Evrenin kökeni nedir?” gibi soruları yanıtlar. Epistemoloji: Bilginin kaynağı ve sınırlarını sorgular. “Ne bilebiliriz?”, “Bilgi nedir?” gibi sorulara odaklanır. Etik: Doğru-yanlış, iyi-kötü gibi ahlaki soruları inceler. “Nasıl yaşamalıyız?” sorusu etikteki en temel arayışlardan biridir. Mantık: Doğru düşünce biçimlerini ve argümanların yapısını
Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye GirişLouis Althusser · Can Yayınları · 201694 okunma
Gerçekten istediğimiz ütopya bu mu?
8/10
·266 syf.··
2022 65. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2022 14:58
Öncelikle İthaki Yayınlarının çevirisi vasat. Kimi yerlerde kitabı anlaşılmaz kılıyor ve özellikle başta ağır bilimsel yöntemler anlatılırken, çevirinin de kötü olmasıyla birlikte kitabı okumak zorlaşıyor. Bu arada kitabın edebi olarak da ruhsuz olması beni yeteri kadar içine çekmedi. Evet, düşünce ve alt metin olarak iyi ancak edebiyat olarak zayıf kalmıştır. Kitabın sonunu zor getirdim ki kitapta beni ancak hikayenin distopik yanını vurgulayan son kısımlarda içine çekti. Meritokrasiye övgü ile dolu bir eser. İnsanlara sunulan düzende mutluluk karşılığında özgürlüklerinden ödün vermelerini, bireyselliği bir kenara bırakıp "herkes herkes içindir" anlayışını dayatmasıyla yaşamın insanlar için standart hale gelmesi, bilimin gerçekte bir anlamının olmadığı bir yaşamda okuyuca "mutluyuz ama gerçekte özgür müyüz?" sorusunu düşündürmesi hoşuma gitti. Bu yönüyle de bana kitap biraz Matrix ve Equilibrium filmlerini hatırlattı. Kitap bence bize ütopya görünümlü bir distopya anlatmaktadır. Çünkü ütopya olduğunu düşünmek ancak özgürlüğün, maneviyatın ve farklılıkların değersiz olduğunu düşünmekle mümkün olabilir. Yanlış hatırlamıyorsam kitaptaki dünyanın belli bir kısmına totalitere hakimdi. Kitabın tam da karşı durduğu fikirlerin okuyucuda olumlu şekilde izlenim bırakması abuk bir ironi. Hülasa, mutlu bir dünyada mı yoksa özgür olarak yaşamanın tüm bedellerine katlanarak yaşamak mı? İnsanoğlu olarak ne istiyoruz, bunun cevabını verebiliyor muyuz? Bu tarz soruları düşündürüp ancak kendi açımızdan cevap verebildiğimiz bir kitap. Edebi yönü her ne kadar zayıf olsa da düşünce dünyanıza farklılık katmak için okunabilir.
Edebiyat
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
8/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2023 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2023 00:00
"Gerçeğin çölüne hoş geldin." Matrix (1999) filminde, Morpheus'un Neo'ya kurduğu cümlelerden biridir. Bu sözle açılan kitap, benim de hayranı olduğum bir serinin ilk filmi olan Matrix hakkında. Matrix serisi, çekildikleri yıllarda, üzerine pek çok tartışmanın yapıldığı filmlerden olmuştur. Hatta onun kadar iyi filmler, o yıllarda Matrix'in üzerine çektiği ilgi nedeniyle gözden de kaçmıştır. Bu kitap, serinin ilk filmini, bu kez felsefe açısından ele alıyor. 20 bölümde, farklı yazarlar tarafından ele alınan konular mevcut. Yazdığı kitapla Matrix filmini biraz da tiye alan Slavoj Žižek'in yazısı, kitabın son yazısı olmuş. Filmi beğenenlerin kitabı da beğenebileceğini düşünüyorum. Platon'un Mağarası Alegorisinden gerçeğin ne olduğuna, kırmızı-mavi haptan cehaletin mutluluk olup olmadığına varan bir genişlikte yer alan denemeler, sinema ve felsefeyi bir araya getiriyor.
Matrix ve FelsefeWilliam Irwin · Olimpos Yayınları · 2017194 okunma
3/10
·336 syf.··
2023 21. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2023 13:54
Kayıp Rıhtım okuma grubuyla okuduğumuz bir kitaptı. Ben kendi adıma böyle bir etkinlikte okumaktan mutluluk duydum zira bu kitabı benim normal şartlarda okumam, tamamlamam falan mümkün değildi. Sırf organizasyona saygımdan dolayı sabrettim ve bitirdim. Neuromancer yıllardır bilimkurgu severler tarafından düzgün bir çevirisi beklenen, çeviri mağduru bir kitaptı. Yıllar sonra İthaki tarafından yeni çeviriyle basıldı ama çevirisi halen kötü. Zaten ilk dilinde karmaşık olan bir eseri başka bir dile çevirirken okuru bu kadar merdivensiz bırakmak, hiçbir şekilde yardımcı olmadığınız gibi bir de bir çok terimi tuhaf çevirmek hiç olmamış. Sadece bu baskıyı okuyarak anlaşılması imkansız, kötü bir metin çıkmış ortaya. Fikir anlamında da benim çok tutmadığım bu kitabı maalesef kimseye tavsiye edemeyeceğim. Matrix'in çıkış noktası, siberpunk türünün doğduğu nokta Neuromancer, üzgünüm ama gereksiz bir kitap bana göre.
Edebiyat
NeuromancerWilliam Gibson · İthaki Yayınları · 2023490 okunma