CESUR YENİ DÜNYA
20. yüzyıl edebiyatının özellikle ilk yarısı yeni yeni ortaya çıkan bir tür olan bilim-kurgu furyasının yaşandığı bir dönemdir. Pek çok edebiyatçı, bir sanatçı hassasiyetiyle ve dünya savaşlarının gölgesinde gelecek öngörülerinde bulunarak distopyalar yazmıştır. Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Zamyatin’in Biz’i, Orwell’ın 1984’ü, H.G. Wells’in Zaman Makinesi gibi kitaplar, hatta bütün bu ustalara ve kitaplarına saygı duruşu gibi yazılmış Walter Tevis’in Alaycı Kuş’u klasik bilim kurgu edebiyatının en görkemli ve en dramatik distopyalarıdır. Tıpkı Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı gibi… Açık bir düzen eleştirisi barındıran bu eserler, içinde bulunduğumuz zamanın yorumlaması ve allegorisi olarak karşımıza çıkıyor.
Peki bu insanları bilim kurgu yazmaya iten sebep neydi? Bilimsel gelişmelerin hız kazandığı, sanayi devrimiyle dengelerin değiştiği ve endüstriyel üretimin ufukta göründüğü zamanlardır bunlar. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının endişeli atmosferinde bütün bu gelişmelerin nasıl bir uçurumun eşiğinde olduğunu gören ise ilk olarak edebiyatçılar olmuştur. Tüketim bilincinin pompalandığı bu dönemlerde, ünlü otomobil üreticisi Henry Ford’un seri üretim bantlarını endüstriye kazandırması ve içten yanmalı motorları olan T model otomobillerin piyasaya sürülmesi bir şeylerin değiştiğinin de habercisiydi. Tüm bu havayı derinden soluyan Huxley, bir Amerika gezisi sonrası kitabını yazmaya karar verir. Aglosakson kanının ağır basmasıyla mı bilinmez, kitabında kurduğu distopyanın Tanrısına da -Ford- adını veriyor.
Cesur Yeni Dünya tek tipleşen, amaçsız yaşayan, tüketim çılgınlığına kapılmış, şartlandırılmış ve birey olmaktan çıkarılmış insan kopyalarının dünyasıdır. Kitabın daha en başında, bu distopyaya ulaşmak için nasıl bir toplum mühendisliği