Kitap Adı: Baştankara
Yazar: Sine Ergün
Sayfa Sayısı: 80
Tür: Öykü
Bu ayki yerel kütüphane ziyaretimde yanıma birkaç kitap aldım. Okuma yolculuğumun ilk durağı oldu. Bir öykü kitabıydı ama daha ilk sayfalardan itibaren insanda alışıldık bir okuma hissi değil, daha derin ve daha içe dönük bir iz bırakıyor.
Sine Ergün’ün bakışı, olayların görünür yüzünden ziyade kenarda kalanına, çoğu zaman fark edilmeyene yöneliyor. Okurken sık sık aynı duyguda buluştum: “Burada anlatılan şey sadece anlatılan şey değil.” Her öykü, bitişinden sonra da devam eden bir düşünce bırakıyor insanda.
Öykü formunun doğası gereği her metin yeni bir dünyaya açılıyor; bu da okuma hızını doğal olarak yavaşlatıyor. Fakat bu yavaşlık, bir eksiklikten çok, metnin okurdan talep ettiği bir dikkat hâline dönüşüyor. Sohbet ederken de konuştuğumuz gibi, bu kitap tam anlamıyla “akıp giden” bir kitap değil; aksine okuru yer yer durmaya, düşünmeye, bakışını yeniden kurmaya zorluyor.
Bu süreçte bazı öyküler özellikle öne çıktı. Kitabın adını taşıyan “Baştankara” ve “Mavi Gözlü Baykuş”, bende en çok iz bırakan metinler oldu. Bu iki öykü, olaylara tek bir yerden bakmanın yetersizliğini; her durumun içinde görünmeyen başka ihtimallerin de var olabileceğini hatırlattı. Belki de en çok bunu hissettirdi: hayatın tek katmanlı olmadığı.
Kitaptaki öykülerin büyük çoğunluğu gündelik hayatın içinden; kimi zaman duyduğumuz, kimi zaman fark etmeden yaşayıp geçtiğimiz anlara dokunuyor. Bu nedenle metinler tanıdık geliyor ama aynı zamanda tanıdıklığın içini biraz bozuyor; alışılmış bakışı sarsıyor.
Bu yüzden bazı kitaplar yalnızca okunur, bazıları ise insanda sessiz bir düşünme alanı açar. Baştankara benim için ikinci gruba ait bir kitap oldu.
Alıntı:
- Zamanla kanatlarım eski gücüne kavuştu, yola devam edecek direnci kısa