İnsan olmak ne demek, tüm değerleriyle insanı insan yapan, ayakta tutan o güç nereden gelir? Ve insanı özünden kopardığınızda geriye ne kalır insandan? Sarı Özek Bozkırlarından tren yolculuklarına, Aral Gölü’nden içsel yolculuklara uzanan insanın kalbinde hüzünle beraber sevinci, kederi, kızgınlığı, kabullenişi bir arada sunan bir eser Gün Olur Asra Bedel.
Nayman Ana ve mankurt oğlu, Dönenbay kuşunun efsaneleşmesi, Rayman Ağa’nın öyküsü… Bunları tek tek açıp anlatmak istemiyorum ki kitabı okuduğunda o güzel tada siz de varabilin.
Boranlı Yedigey’in kadim dostu Kazangap’ı Ana Beyit mezarlığına defnetmek için çıktığı yolda okuyucuları da derin bir yolculuğa sürüklüyor yazar.
O dönemin şartları göz önüne alındığında eleştirinin bu denli ustaca edebi dilde yapılmış olmasının keyfine şahit olmak muazzam bir his.
İnsan ömrü dediğimiz göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zaman dilimi, bunu da ne kadar anlamlandırabilirsek o kadar iyi bizler için.
Zaripa’yla Abutalip’in öyküsü ayrı bir hüzün bıraktı içimde, o kuraklık içinde yağan bir yağmurun insanların bedenlerinden ziyade yüreklerine serptiği mutluluğu yazarın ifade ediş şekli insan ömrü üzerine yeniden düşünmeme vesile oldu yüzümde inceden bir gülümseyişle.
Haksızlıklar, savaşlar, bir anda değişen yaşamın şartlarında insanların bir uçtan diğer uca ne kadar çabuk geçebilecekleri gerçeği!
Parita uzay istasyonunda yaşananlar ve her şeyin üzerinde sert bir gerçek; insanın barıştan bu denli uzak oluşu (olmak zorunda bırakılması) çıkarların korunmasının her şeyin üstünde tutulması…
Yedigey’in devesi Karanar’la olan bağı, Karanarın dizginlenemeyen halinin insana atıfta bulunması gibi pek çok simgesel öğe de romanı eşsiz kılıyor.
Kitap insanda hem masalsı bir tat bırakıyor, bozkırlardaki kuraklığı da hüznü de yalnızlığı da