Elif, eve doğru yürürken kaldırımın hemen kenarlarında açmış minik maviş çiçeklere takıldı gözü. Yanlarına çömelerek biraz baktı ve onlara nazikçe dokundu, sevdi. "Ne güzeller!" dedi içinden. Sonra şöyle düşündü: "Benim için bu maviş çiçekler, minik ve zarif bir güzellikten çok daha fazlası. Bahar geldiğinde sadece karıncalara, böceklere, kelebeklere ya da arılara tebessüm etmekle kalmıyor; eğer gidip görürsem, onlara dikkatlice ve kalbimle bakarsam bana da tebessüm ediyorlar. Öyle küçükler ki uzaktan bakınca varlıkları bile fark edilmiyor; güzelliklerini saçtıkları o dünyayı görebilmem için mutlaka yanlarına çömelmem ve yakından bakmam gerekiyor. Çoğu insan belki de görmeden yanlarından geçip gidiyor, bu küçük güzellikleri fark etmiyor. Tıpkı hayatımızdaki küçük güzellikleri de fark etmediğimiz gibi.
Aslında insan, hayatlarında olan çoğu küçük güzelliklerin farkına varmıyor. Bu güzellikleri sırf çok küçük oldukları için önemsemiyor ya da sıradan görüp geçiyor. Oysa hayatın asıl güzelliği detaylarda, belki de küçük sandıklarımızda gizlidir. Örneğin; küçük ve sıcak bir yuva, yokluk içinde olsa bile mutlu olan aile bireyleri... Nefes alabiliyor olmamız, bir adım atabilmemiz, dünyayı görüyor olmamız... Küçük detaylarla da mutlu olmayı bilmeliyiz. Çoğu zaman küçük sandığımız tüm bu şeyler, aslında en büyük mutluluk kaynaklarımız değil mi? Asıl tabloyu onlar oluşturmuyor mu?
Şunu öğrendim: Bazen sadece küçük bir adım atmamız bile, dağ gibi görünen o büyük sorunları çözüme kavuşturmaya yetiyor. Yeter ki adım atalım. Tıpkı o minik maviş çiçek gibi; küçük ama etkisi, etrafına saçtığı güzellik o kadar büyük ki, modern dünyanın içinde umut oluyor. Artık hayata daha yakından bakıyorum; çünkü biliyorum ki gerçek mutluluk ve güzellikler, o küçük sandığımız anların ve detayların