Puan vermedi·280 syf.··
2026 20. kitabı
Romanın merkezinde, Beyrut’ta yaşayan 72 yaşındaki Aaliya Saleh yer alıyor. Hikâyenin başında, kullanma talimatını okumadan saçına fazla miktarda uyguladığı bir şampuan yüzünden saçları maviye dönmüş Aaliya ile tanışıyoruz. Ancak anlatı doğrusal ilerlemiyor; Aaliya’nın zihni ne kadar karmaşıksa hikâye de o kadar parçalı bir yapıda ilerliyor. Sürekli geçmişe dönüyor, anılar arasında dolaşıyor ve okuyucuyla sohbet eder gibi hikâyesini anlatıyor. Aaliya Beyrut’ta doğmuş. Henüz iki yaşındayken babasını kaybediyor. Daha sonra annesi, dönemin gelenekleri gereği Aaliya’nın amcasıyla evleniyor. Böylece üvey kardeşlerle, “amca-baba” dediği bir adamla ve ayakta kalmaya çalışan annesiyle geçen zor bir çocukluk dönemi yaşıyor. Henüz 16 yaşındayken evlendiriliyor. Dört yıl süren mutsuz ve yalnız evliliğinin ardından boşanıyor. O dönemin Beyrut’unda boşanmış ve çocuksuz bir kadın olmak kolay değil. Toplum tarafından dışlanması beklenirken Aaliya tam tersine kendi hayatını kurmaya karar veriyor. Bu noktadan sonra ailesine, çevresine ve toplumun dayattığı kurallara karşı sessiz bir direniş başlatıyor. Aaliya’nın hayatındaki en büyük tutku kitaplar oluyor. Yıllarca Beyrut’ta bir kitapçıda çalışıyor ve İngilizce ile Fransızcadan Arapçaya çeviriler yapıyor. Tolstoy, Pessoa, Calvino gibi önemli yazarların eserlerini çeviriyor. Fakat ilginç olan şu ki bu çevirilerin hiçbirini yayınevlerine göndermiyor. Tam 22 yaşından itibaren her yılın ilk günü yeni bir çeviriye başlıyor ve tamamladığı metinleri kutulara koyup evindeki küçük hizmetçi odasında saklıyor. Yıllar içinde 37 roman çevirmiş olmasına rağmen bunların hiçbiri yayımlanmıyor. Roman boyunca yalnızca Aaliya’nın kişisel hikâyesini değil, Lübnan’ın çalkantılı tarihini de görüyoruz. Özellikle Lübnan İç Savaşı ve Ortadoğu’nun siyasi
Lüzumsuz KadınRabih Alameddine · Budala Kitap · 2021511 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:23
Bu kitabın beni bu kadar üzeceğini tahmin etmeden başlamıştım, bitirdiğimde bu kadar kısa satırlara bunca acı ne büyük bi ustalıkla yerleştirilmiş çok şaşırdım. Ötelenmiş onca şeyi getirip gözümüzün önüne koyan yazarın dili çok zengin ve akıcı. Akdeniz’in güzelliklerinden bahsederken o maviye, ağaçlarının dallarına ne yarım kalmış hikayeler sığmış. Mavi de, yeşil de rengini meğerse acıdan almış.
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20242,003 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bütün Şiirleri (Orhan Veli) /İnceleme/
Puan vermedi·247 syf.·
2026 154. kitabı
Orhan Veli’nin o güne kadar kasım kasım kasılan, fildişi kulelerine hapsolmuş Türk şiirine okkalı bir omuz atıp edebiyatı sokağa, tam da o nasırlı elleriyle hayata tutunmaya çalışan Süleyman Efendi’lerin kalbine indirdiği muazzam bir ihtilaldir aslında. Kitabın kapağını açtığınız an yaldızlı, ağdalı sözcükler veya ulaşılamaz aşk acıları yerine; İstanbul’un taze bükülmüş simit kokusu, dalgaların esintisi ve cebinde meteliği olmayan bir adamın o filtresiz yaşama sevinci karşılar sizi. Kafiyeleri, süslü kalıpları, o yapay edebiyat tezgahlarını bir kenara fırlatıp sokağın o duru, hilesiz diliyle insanı bazen hüzünlendirip bazen de muzipçe gülümsetebilmek gerçekten düşününce her kalemin harcı değildir; ama Orhan Veli bunu dizelerine makyaj yapmadan, adeta sizinle salaş bir masada dertleşiyormuş gibi o kadar doğal yapar ki, şiirler ruhunuza hiç çaktırmadan usulca sızar. İstanbul’u gözleri kapalı dinlerken de, cep delik cepken delik sokaklarda avarelik ederken de o maskesiz çocuk saflığıyla bize içeriden bir yerlerden seslenir şair. Sahi, hayatın bunca derdi tasası, bitmek bilmeyen koşturmacası ve yapaylığı arasında, durup dururken bize "Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava" diyerek o en yalın, en saf varoluş coşkusunu hatırlatan bir sesten daha kıymetli ne olabilir ki bu dünyada? Türk şiirinin genetiğini değiştiren, ona büsbütün yeni bir tür ve özgürlük alanı açan bu yalınlık; laf kalabalığından yorulan ruhumuz için her gece sığınılacak, her ömre ve her mevsime yakışacak muazzam bir başucu kaynağıdır nihayetinde. Melankoliyi bile ince bir mizahla ve o tatlı ironisiyle harmanlamayı çok iyi bilen bu kitap; hayatın katılığına karşı o eşsiz sadeliğiyle direnen, her mısrasında gökyüzünü maviye, denizi köpüğe, insanı da aslına rücu ettiren, bittiğinde ise cebinizde
Edebiyat
Bütün ŞiirleriOrhan Veli Kanık · Yapı Kredi Yayınları · 202431,4bin okunma
Elif Şafak - Gökyüzünde Nehirler Var
Puan vermedi·560 syf.··
2026 15. kitabı
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve genel kültürüne hayran kaldım diyebilirim ancak adeta bir Netflix dayatması gibi ana karakterin sonradan lezbiyen olmasına bence gerek yoktu. Çok spesifik konular üzerinde derin bilgisi olan bir kadın. Yaptığı aforizmalar, kıssadan hisseler de oldukça hoşuma gitti. Eserlerin anlatımı olabildiğince yoğundu. Sultan Abdülaziz'in bilekleri kesilmiş halde ölü bulunup intihar süsü verildiğinin düşünüldüğünü burada öğrendim. Kolera'nın Ganj nehrinde ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını da yine burada öğrendim (Siktiğimin boklu Hintlileri) Yazar, Arthur Smith'i gerçekte yaşayıp ona çok benzeyen George Smith'ten esinlenerek yaratmıştır. Eser eski bir zamanda Mezopotamyanın en önemli ve zengin şehirlerinden Ninovada başlar. Buranın kralı Assur-bani-pal'dir. Daha önce şehrinin istila seliyle yağmalanıp yok olacağı, taşlarının bile sökülüp götürüleceği kehanet edilmiştir. Kral babasının en küçük oğludur ve tahta çıkması imkansız olarak düşünüldüğünden ağabeylerine savaş, savunma vs. öğretilirken kendine bölüm, edebiyat, felsefe öğretilir ve babasının kendisini seçmesiyle krallığın gelmiş geçmiş en eğitimli kralı olur. Huzuruna eski lalası olan birisi ajanlık yaptığı gerekçesiyle çıkarılır. Adam işkence görmüştür, ajanlık yapmaktadır çünkü Assurbanipal düşman ülkeleri susuzlukla terbiye etmiştir. Assurbanipal kültürlü olmasına rağmen gaddar da bir adamdır ve onu yaktırır. Buradan Thames Nehri civarı Londra'ya atlanır. Nehir her şeyin atıldığı, kötü kokan ve pis bir nehirdir. Tosher isimli bir grup insan nehre düşmüş kıymetli nesneleri avlayarak hayatını idame ettirmektedir. İçlerinde Arabella isimli hamile bir kadın vardır. Sancısı tutar ve oğlu olur. Kadın bu çocuğu büyütemeyeceğini, söyler. Kendini bile zor doyurmaktadır. Kocası alkolik, sorumsuz
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,764 okunma
Yüreğini avutmanın yolu, ümit etmekten geçiyordu
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 21:07
“Deniz maviye dönecek. Biliyorum. Ülkem yeniden yeşerecek. Hatta Nizâmülmülk bile değerini yitirecek ve bir daha ihtiyaç duyulmayan bir kitaba dönecek. Biliyorum. Bekliyorum. O güne kadar buradayım. Buradayız. Bakşi'nin Muhafızları gibi korkuyu kalbimizden sildik artık. Gelecek güzel günleri bekliyoruz.” s.240 Çok değişik bir ütopik ve distopik bilimkurgu roman okudum. Destansı bir dille yazılmış güncel bir anlatı. Ortalara doğru “ben ne okuyorum, bu ne şimdi, nereye varacak bu hikaye?” demekten kendimi alamadığımı itiraf edeyim. Ama sonu çok güzel bağlandı, bariz bir ters köşe oldu. Günümüz sorunlarına ve olaylarına geçmişin gözünden destansı bir anlatımla adeta zaman tünelindeymişçesine bakmak ister misiniz? O zaman sizi bu kitaba alalım ;) keyifli okumalar dilerim.
Artuçkule'nin Tepegöz'üÇağan Irmak · Everest Yayınları · 202636 okunma
Masalsı bir aşk arayan kızın hikayesi
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 21:48
Merhaba okurlarr Nasılsınızzz :)) Yazarın en iyi serisi olacağını düşündüğüm serinin ilk kitabının yorumuyla geldim. Caraval ve Kırık Bir Kalp serilerinin ilk kitabını kıyaslayacak olursam benim için Caraval bir tık önde. ᯓ︎Konusu: Bu seri Caraval'daki olaylardan sonra Evangeline adlı bir kızın yaşadığı maceraları anlatıyor. Eva'nın anne ve babası ölmüş üvey annesi ve üvey kardeşiyle yaşıyor. Luc adında sevdiği oğlan üvey kız kardeşine evlenme teklifi ediyor. Ve kitap da burada başlıyorç Düğünden hemen önce Kupa Prensi'nin katedralini bulan Eva, Kupa Prensi'ne Luc'un lanetlendiğini bu düğünü durdurmasını söylüyor. Kupa prensi (Jacks) 3 öpücük karşılığında düğünü durduracağını söylüyor. Düğündeki herkese taşa çeviriyor. Eva bunu istemediğini söyleyerek herkes yerine heykele dönüşüyor. 6 hafta o şekilde kaldıktan sonra kurtuluyor ve insanlar ondan düğünün kurtarıcısı diye bahsetmeye başlıyor. Eva'nın hikayesi de burada başlıyor. ᯓ︎Yorumum: SPOİLİ Kitap çoook akıcı ilerledi bu kadar hızlı okuyup bitirmeyi beklemiyordum. Hatta 2. kitabını yazın okuyacaktım ama sipariş edip en kısa sürede başlayacağım. İlk kitapta Jacks ve Eva arasındaki kimyayı yeteri kadar görmedik. Evet, Jacks ara sıra Eva'ya yardım etti ama bunu kendi çıkarı için yaptığını düşünüyorum sonraki kitaplarda belli olur. Bu kitapta Jacks, Donatella'nın başka birine aşık olmasının acısını yaşıyordu. Bir ara saçlarını maviye boyattı. Bunu da Tella'dan dolayı yaptığını düşünüyorum çünkü Tella hep mavi elbiseler giyiyor. Aşk acısı çekerken kendini masummuş gibi göstermesi hoşuma gitmedi evet yaptığı Kötülüklerden biraz bahsetti AMA kızla zorla evlendiğini neden söylemedin Jacks??? Eva'ya bazen sinir oldum. Üvey kız kardeşinin masum olduğuna, kötülük yapmayacağına inanıp durdu. Marisol bir iki
1000Kitap
Kırık Bir KalpStephanie Garber · Dex Kitap · 20221,283 okunma