9/10
·442 syf.··
2025 216. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2025 15:10
Serinin ikinci kitabı yine gayet güzel aktı artık genel dünyaya hakimiz o yüzden farklı isimler zorlamıyor . Dahlia yine dantel kızlardan bu kızlar hepsi merkezde değil çeşitli yerlere güvenli kule denen yaşam merkezlerine gidiyorlar . Bu kızda böyle bir kulede duygusal destek sağlayıcı olarak yaşıyor . En yakın dantel kız arkadaşı gidip mutasyona uğramış insanlardan (ki bunlar neredeyse iki metre kamyon gibi tipler ve ömürleri çok uzun yaşlarını göstermiyorlar )Xin De bebeği doğururken hayatını kaybediyor . Ölmeden önce zaten kale saldırı altında bebeğini Ticaret'ten denen yönetici sistemden korumasını Kaçıp Tomar ile buluşmasını söylüyor . Yani bu kızlar o kadar dünyadan gerçeklerden bir haber ki anlatamam . Resmen kafeste yetişen geyşa gibi falanlar korkunç bence . Neyse kız kaçıyor ama korkudan delirecek ne yapsın bilemiyor . Tomar ve yanında olan Lagos ile buluşmayı başarıyor . Sonrasında daimi olarak kızı ve bebeği korkunç koşullu dünyada güvenli yere götürme mücadelesi başlıyor . Asıl büyük tehlike çocuğun Gölge diye tabir edilen bir türe ait olması bunlar zaten apayrı farklı tipler .Sanki Mad Max ve Dune karışımı filmi izliyor gibi hissettim kendimi .Devamlı kırmızı kum fırtınaları var etraf vahşi acayip hayvanlar var ve en beteri ilk kitapta gördüğümüz Endigo denen insan yiyen yamyam ilkel insanlar var :( Dahlia ve Lagos sanki dünya üzerinde olabilecek en zıt ikili fakat aralarında korkunç bir çekim var. Lagos'un durumu yaşadıkları genel ruh hali çok fenaydı adamın kafada metal levha falan var . Sonunda adamın aslında kaçak bir Gölge olduğunu öğrendik hey yavrum dedim cidden . Kısaca 2,13 boyunda genetiği değiştirilmiş (ve dövmeli) canavar gibi bir adamla korumaya yemin ettiği şeyi isteyen bir toplumdan kaçan 1,53 boyunda minicik bir kadının hikayesi
Born for LaceNicci Harris · Inki Publishing · 02 okunma
Gerçek Punisher'ın Doğuşu
8/10
·504 syf.··
2025 52. kitabı
Punisher hiçbir zaman çok ilgimi çeken bir karakter olmamıştı. Varlığından hep haberdardım ve Max serisinin ne kadar övüldüğünü de hep biliyordum, ama hiç okumadım, okumak istediğim de olmadı açıkçası. Bunu değiştiren şey neydi, tam olarak emin değilim. Geçen yıl Circle of Blood hikayesinin varlığını öğrenmem de olabilir, Daredevil'da sürekli karşıma çıkması da. Punisher hep diğer marvel kahramanlarıyla çakışması gereken bir karakter gibi gelmişti bana. Bu cildi okuyunca gördüm ki kendi başına da harika bir karakter olabiliyormuş, ama önce biraz arkaplan. Spider-man 129. sayıda karşımıza çıktı Punisher ilk defa. Bundan sonra gerek Spider-man sayılarında gerekse Daredevil sayılarında ara sıra kahramanların karşısına çıktı, ama hiçbir zaman o kadar saygı duyulan bir karakter olmadı. Belki duymuşsunuzdur Punisher'ın yerlere çöp atan insanları taradığını, kırmızı ışıkta geçen bir taksiciye saldırdığını. Evet, bunlar gerçekten yaşandı. Ama bunun sebebi yazarların Punisher'ı ciddiye almaması, onu öyle deli bir karakter olarak görmeleriydi (tabii Garth Ennis'in Born hikayesi ile Punisher'ın akıl sağlığını sorgulamasına daha 20 yıl vardı). Peki ne değişti? Çizgi roman sektörü. 80'ler çizgi romanların daha da karanlıklaşmaya başladığı bir dönemdi. Frank Miller'ın Batman ve Daredevil için yazdıkları, Alan Moore'un sektöre atılması, mangaların yavaş yavaş ingilizceye çevrilmesi ile kahramanlar bir "ciddileşme" dönemine girdi. Ve ayrıca 80'lerde Marvel çok sayıda mini seri işine girişmişti. Gerek Falcon, Hawkeye gibi uzun süredir var olan ama daha önce hiç kendi maceralarına atılmamış karakter için, gerekse Rocket Raccoon gibi yeni karakterler için mini seriler yazdılar. 1986 yılında ise yazar Steven Grant ve çizer Mike Zeck bir araya gelip Marvel'ı Punisher'a dört sayılık bir
Çizgi Roman
Circle of BloodJo Duffy · Marvel · 20181 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Spirit of Capitalism
Puan vermedi·320 syf.··
2024 24. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2024 14:47
> "It was the power of religious influence, not alone, but more than anything else, which created the differences of which we are conscious to-day” Max Weber saw reformation as a new form of religion control, not elimination of Church’s ones. His aim focused on finding intimate relationship between asceticism and capitalism. He emphasized that commercial and social interests determine opinions and altitudes of people. In today's world, person should make adapted his manner of life to conditions of capitalistic success. “The capitalistic economy of the present day is an immense cosmos into which the individual is born, and which presents itself to him, at least as an individual, as an unalterable order of things in which he must live” As he said: “Spirit of capitalism might be understandable, as has been said, purely as a result of adaptation” For to discover ideal type of person who owns spirit of capitalism use Franklin. He gets nothing out of his wealth for himself, except the irrational sense of having done his job well One major principle of Capitalism is Labor must be performed as if it were an absolute end in itself, a calling. For providing this, Human must be able to cover some characteristics. Such as: cool self-control and frugality which enormously increase performance, being free from continual calculations of how the customary wage may be earned with a maximum of comfort and a minimum of exertion To achieve its goal(increasing the productivity of human labor by increasing its intensity), modern capitalism was faced traditional worker’s character who did not ask how much can I earn in a day if I do as much work as possible? but how much must I work in order to earn the wage for take care of my traditional needs?” And even to describe ideal type of
Sosyoloji
The Protestant Ethic and the Spirit of CapitalismMax Weber · Dover Publications · 20031,562 okunma
8/10
·160 syf.··
2022 178. kitabı
Kuantum fiziği her yerde, hem sonsuz büyük alanda hem de sonsuz küçük? Bizi tamamen çevreleyen hayatta gözlemlediklerimizle çok farklı. Kütle çekimi -G sabiti, Işığın boşluktaki hızı -C sabitine ek olarak H sabitinin ( E=hf!) ne olduğunu yolculuklarla anlatmaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Toplamda 8 bilim insanı ile yolculuk yaparak farklı deneyler üzerinde konu ilerliyor. Max Planck ile başlayan bu yolculuk, Albert Einstein, Niels Bohr, Prens Louis de Broglie, Werner Heisenberg, Erwin Schröndirgen, Max Born ve Hugh Everett ile son buluyor. Bu süre zarfında ışığın dalga mı yoksa tanecik mi olduğu , atomun neye benzediği, Enerji2 neden Enerji1'e dönüştüğü ne sıklıkla olduğu, madde parçacıkları ile dalgalarının birleştirme düşüncesi, Ψ yani dalgaların yayılım hızları onların dalga boyları ile doğru orantılı olması, Elektron neye benzediği, nerede konumlandığı nasıl hareket ettiği, schrödinger'in kedisi teorisi, sayıların renk ile görünür kılınması gibi bir çok kavramı basit bir şekilde anlatmayı amaçlıyor. Çizimlerin basitliği ve anlaşılırlığı çok başarılı. Hayatı biraz olsun anlamaya çalışmak farklı bir bakış açısı kazanmak için oldukça güzel bir kitap. İyi ki alıp okumuşum dediğim ve bir çok arkadaşıma önereceğim bir kitap. Kitaba puanım 8/10
Felsefe
Kuantum Evreninin GizemiMathieu Burniat · Domingo Yayınevi · 202171 okunma
Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır. -Yunus Emre
Puan vermedi·240 syf.·
2021 11. kitabı
Arka kapak yazısının da dediği gibi bu kitap “Bir manifesto niteliğinde ‘durum analizi’ sayılabilecek” bir eser. Üç bölümden oluşan bu eserin (I. Aklın İlüzyonu, II. Karıncanın Aşkı, III. Yeni Dünyalar) ilk sayfalarından itibaren Öztürkmen’in bilimperestlere yani pozitifizimi dinleştiren, aklı ilahlaştıranlara eleştirilerini görüyoruz. Yazar, bilimin her zaman yanılgı payının var olduğunu ve bilimperestliğin bilime ters olduğunu anlatmak istiyor: “Biz bilimin ‘gerçeklik iddiasını’ seviyoruz, ‘yanılgısını’ da... ama, ‘mutlaklık iddiasına’ her zaman karşı geleceğiz. Çünkü bilimin kendisi de itiraf ediyor ki, her zaman yanılabilir... Mutlak hakikati bulmanın yolu, mutlak hakikatin varlığına inanmaktan geçiyor...”(s.19) Yazar, bilimin kesinlik ve doğruluk iddiasının, 17. yüzyılda Descartes ve Newton’la başlayıp, daha sonra Saint-Simon ve Auguste Comte devrinin bir ilüzyonu haline geldiğini söylüyor. Ama bu illüzyonun temellerinin kuantum fiziği, görelilik teorisi gibi formüller dizisi ve Max Planck, Niels Bohr, Max Born, Louis de Broglie, Warner Heisenberg, Erwin Schrödinger gibi fizikçilerin buluşları ile yine bilim tarafından sarsılmış olduğunu yazıyor. Özellikle Heisenberg ve Schrödinger’in önemli yorum ve katkılarıyla , kuantum teorisinin daha da önem kazandığını “Kuantum fiziği bir devrimdi; bilimde karşı bir devrim.” (S.27) bilim tarihinde gördüğümüz gibi bu eserde de görüyoruz. Yazarın dediği gibi bu; pozitivizme, determinizme, nedensellik ilkesine ve daha bir çok -izm’e karşı bir devrim niteliğindeydi. Bu sadece fen biliminin konusu değil, sosyal bilimlerin de konusuydu. Çünkü insanlık bilim yoluyla, bilim uğruna kaçtığı hatta yalanladığı metafizik imgelerle burada karşılaştı. “Zaten bilimsel araştırmaların bizi en son götüreceği yer de fizik ötesi
Düşünce
Karıncalardan Özür DilerimÖmer Öztürkmen · Kişesel Yayın · 20048 okunma
10/10
·368 syf.··
2020 17. kitabı
Yahudi kökenli olduğu için 1933 yılında Berlin Üniversitesi'ndeki görevinden Nazilerin müdahalesini beklemeden ayrılmış, İstanbul Üniversitesi'ne gelmiştir. Burada beş yıl boyunca Felsefe bölümünde Umumî felsefe ve mantık kürsülerinin başkanlığını yapmıştır. Kendisinin dersleri Nusret Hızır ve Macit Gökberk tarafından öğrencilere tercüme edilerek işlenmiştir. Kendisine bir emeklilik garantisi olmadığı için ve halkın entelektüel açıdan reform anlayışına uzak durduğu için 5 yıllık görevinden sonra İstanbul'dan ayrılmıştır. Eğitim hayatı boyunca Max Planck ve Max Born gibi bilim insanlarından eğitim almış Einstein'ın derslerine katılmış ve kendisiyle arkadaşlık kurmuştur. Böylesi bir referans gerçekten göz ardı edilecek nitelikte değildir ve bu kitabını okuduğunuz zaman fikirlerinin altındaki kuantum gerçekliğini farkedeceksiniz. Spekülatif felsefenin kökenlerini, tanımını ve neden geçerli olmadığını açıkladıktan sonra bilimsel felsefenin kitap boyunca nasıl olabileceğini göstermiştir. Tarih boyunca felsefecilerin birbirinden farklı sistemlerinin bilgiye ulaşma çabasındaki yanlışlarının kabul edilmesi ve bunun yerine bilimsel bir görüşün geçirilmesi gerektiğini savunmuştur. Tabii bu görüşünü savunurken bir gayya kuyusu olan felsefeyi bir köşeye atmamıştır. Platon, Descartes, Spinoza, Hume ve Kant gibi felsefecilerin sistemlerini incelemiş, eleştirmiş ve neden yanlış olduklarını gayet temiz bir dille açıklamıştır. Felsefecilerin kesinlik fetişizmini eleştirmiş, rasyonalizmin ve empirizmin tarihsel gelişimlerini aktarmış, iki görüşün de nasıl çıkmaza girdiğini örneklerle okuyucuya göstermiştir. Bilim sürekli bir gelişim halindeyken bizim toplumumuz bilim kültürünü reddederek adeta spekülatif bir felsefenin taşıyıcısı durumunda hayatına devam etmiştir. Bu bilim kültürü
Felsefe
Bilimsel Felsefenin DoğuşuHans Reichenbach · Fol Yayınları · 202434 okunma