Sizce Dostluk...
Dostluk, o bir maymuncuk, o bir hırsız anahtarı. Evimizin kapısını açıyor, ruhumuzun kapısını açıyor ne bulursa yakıp kül ediyor, ne bulursa pazarda satıyor. Bir Adam Yaratmak
core ajanda savaşlarından galip ayrildim
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İsmet Özel, Savaş Bitti
Balı balçıktan ayıramayanlara tam teşekküllü bir şerh “… kimin aslı balçık idiyse o gizli tutuluyordu gizlinin erketesine gönül deniyordu ki fasaryası sımsıkıydı yapışkandı kopmuyordu gözgüsünü yazgısı sanma hatasından hatalar kime sorarsan sor pek zarif duruyordu bahçe kapılarında bahçelerinde havuzlar havuzlarında fıskiyeler fıskiyelerinin ucunda ping-pong topları sevmek diyorlardı nasıl olsa hoş görmek değil midir yürüyüşten kürüyüşten çürüyüşten aldıkları moribond zevkle mest oluyorlar kafiye hatırına serbest sermest oh ne güzel şey başı boşluk başı hoşluk başı bozukluk hâttâ bilerek kaybediliyor anahtar ve ardından maymuncuk kullanmayı emreder asrımız deniyordu satalım deniyordu anasını açıldığı yere kadar açalım …”
Savaş Bitti
. . .. ... fıskiyelerinin ucunda ping-pong topları sevmek diyorlardı nasıl olsa hoş görmek değil midir yürüyüşten kürüyüşten çürüyüşten aldıkları moribond zevkle mest oluyorlar kafiye hatırına serbest sermest oh ne güzel şey başı boşluk başı hoşluk başı bozukluk hâttâ bilerek kaybediliyor anahtar ve ardından maymuncuk kullanmayı emreder asrımız deniyordu satalım deniyordu anasını açıldığı yere kadar açalım ... .. . İsmet Özel
Alıntı
pek zarif duruyordu bahçe kapılarında, bahçelerinde havuzlar, havuzlarında fıskiyeler, fıskiyelerinin ucunda ping-pong topları, sevmek diyorlardı, nasıl olsa hoş görmek değil midir? yürüyüşten, kürüyüşten, çürüyüşten aldıkları moribond zevkle, mest oluyorlar kafiye hatırına, serbest sermest oh ne güzel şey, başı boşluk, başı hoşluk, başı bozukluk hâttâ; bilerek kaybediliyor anahtar ve ardından maymuncuk kullanmayı emreder asrımız deniyordu, satalım deniyordu anasını, açıldığı yere kadar açalım.. İsmet Özel
1K
Farkında mısınız bilmem, kimse kendi acısını bile duymuyor artık. Kimse bir başkası için kederlenmiyor. Birbirine ihtiyacı olanlar özenle uzak duruyor birbirinden. Küçücük çocuklar bile yalnızlığın bilimini yapıyor. Dilinde bir özürle konuşur oldu insanlar. Kimse sevdiğine vakit ayırmıyor. İç çöküntünün boyutlarını görmek için kalabalık yerlere şöyle bir bakmak yeterli. Otobüs duraklarından cami avlularına, vitrinlerin önlerinden hastane kapılarına, birbirine sokulmuş eğreti çoğunluğun, dili ensesinden çekilmiş yüzleri, yaşamın mı ölümün mü resmidir sizce? İnsanlar yenilgisine direnecek yerde, dinsel bir tabu bir ayin gibi ondan bir lütuf, bir erdem umarak yücelik kazanmaya çalışıyorlar. Işıklı bir su gibi geçen kalmadı sokaklardan. Balkonlardan uzaklara bakan yok. Herkes türküsünü bir reklam filmiyle değişti. Şimdi insanların yerine paketlenmiş duyguları söyleyen hazır türkücüler var. Sevinci değişen insanın acısı da değişir elbet. Öyle genişledi ki değişimin sınırları, doğrunun belkemiği kalmadı. Korkunun ve kurnazlığın pervaneye dönderdiği insanlar, sonunda kendilerini aklayacak bir maymuncuk buldular: Hoşgörü ve yenilik... Böylece bir ülke, pisliğinin üstünde tertemiz görünecek bir olanak buldu kendine. Yağmur değişir mi? Altında ıslanana ve pencereden bakana bağlı belki ama bu rüzgârı kekeme, mavisi gördüğünden utanan gökte yağmurlar bile değişti. İnsanın Acısını İnsan Alır