Oldukça sürükleyici bir kitapmış.
Kitap 2013'te bana hediye edilmişti ancak sayfa sayısının çokluğu hep gözümü korkutmuştu. Bu sene yakaladığım momentum ile bir gazla başladım kitaba.
Fazla karakter var kitapta, her birini tanıdıkça başına neler geleceğini merak eder oldum. Uzun zamandır kitap okuyamıyordum lakin bu kitap bittiğinde duramayıp hem İngilizce'ye çeviren çevirmenin sonsözünü, hem Türkçe'ye çeviren çevirmenin sonsözünü okumuştum. Kitabı -diğer incelemelerde yazıldığı gibi- elimden bırakasım gelmedi hiç.
Kitap ortalama 15er sayfalık bölümlerden oluşuyor. Kurgunun güzelliğine ek olarak kısa bölümlerden oluşması da daha kolay okunabilir kılıyor kitabı. "Bu bölüm bitmeden bırakmayayım." dedim hep ve çoğu bölümler sona ererken daha fazla okuma isteği uyandırıyordu. Dolayısıyla yeni bölüme de başlıyordum.
Hikayesine zaten aşinasınızdır, Hasan Sabbah, kalesi, teşkilatı vs. vs.
Kitap içerisinde hayata ve inançlara dair çok güzel paragraflar, cümleler var. Altını çizdiklerimi alıntı olarak ekledim de zaten.
Sonsözünden bir-iki alıntı ile bitireyim sözlerimi:
"Alamut, çok farklı düzlemlerde okunabilecek gerçek bir şaheser. Anlattığı Selçuklu, Melikşah, Nizam ül-Mülk hikayeleri de oldukça çarpıcı. Ancak yine de bunun bir kurgu eser olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Zira Hasan Sabbah'ın ve haşhaşilerin gerçek tarihine ilişkin elimize Selçuklu tarihi metinleri dışında pek de bir kaynak yok." / sf.510
"Okurun romanı bitirdiği zaman bir kez daha dönüp en başından okuma arzusu duyacağına eminim. Kanımca ister kurmaca olsun ister olmasın bir eserin bu şekilde tanımlanması onun gerçek gücünü göstermektedir." / sf.510 :)
"İnsan dünyadaki en garip yaratık," diye mırıldandı. "Kartallar gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Aslan gibi kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Ne kadar kusurlu yaratmışsın bizi, Allahım. Bir de yetmezmiş gibi bizlere kendi acizliğimizi idrak etme gücü vermişsin."
Her sabah İbni Tahir okula içinde derin bir hüzünle gidiyordu. Talebelere bakarken daha dün ben de onlar gibiydim diye düşünüyordu. Ama o günlerin artık geçmişte kaldığını bir daha asla onlar gibi olamayacağını idrak edince de derin bir üzüntüye kapılıyordu. Artık onlarla arasında aşılamaz bir duvar yükselmekteydi. Yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle talebelerin tasadan uzak sohbetlerini dinliyordu.
"Bizi mutlu ya da mutsuz kılan," diye başladı Hasan gözlemevindeki yastıklara yeniden uzandıkları sırada. "Olaylar değil, onları algılama biçimimizdir."