Gerçek aşk her zaman sadık ve tek eşlidir. Sayısız insan seçeneği, bitmeyen mesajlaşmalar, bir kaydırmayla önüne düşen ihtimaller arasında bile sadece iki kişiliktir. Kalabalığın içinden birini seçmek değil mesele; seçtikten sonra gözünü, gönlünü, niyetini orada tutabilmektir.
Aşk biraz da irade işidir. “Daha iyisi var mı?” diye bakmamaktır. Varken yok saymak değil, varken tercih etmemektir. Çünkü gerçek bağ, alternatifleri tüketerek değil, alternatiflere rağmen kurulur. İnsan sevdi mi, diğer yüzler flu kalır. Sesler azalır. Kalp bir isme alışır, bir gülüşe, bir omza.
Sadakat eski moda bir kavram gibi sunuluyor artık. Oysa en modern, en cesur şeydir belki de. Herkesin kaçış kapısı aradığı bir çağda kalmayı seçmektir. Hevesle değil, bilinçle “ben buradayım” diyebilmektir. Bir kişiye ait olmak değil; bir kişiyi sahiplenmek hiç değil. Ama iki kişinin birbirine emanet olmasıdır. Gerçek aşk, fırsat bulamadığı için değil; fırsatı olduğu hâlde başkasına zihnen bile girmediğin için gerçektir. Gizli hesaplar, yedekte tutulan ihtimaller, “şimdilik”ler yoktur içinde. Netlik vardır. Açıklık vardır. İç huzuru vardır.
Bence belki de en güzeli şudur: Dünyada milyarlarca insan varken, birinin gözlerinde evini bulmaktır. Orada kalmak istemektir. Gitme ihtimalin varken gitmemektir. İşte o zaman aşk gerçekten iki kişiliktir.