Murat BOLAT

Murat BOLAT
@mbolat07
Memento Vivere Serendipity instagram.com/m_bolat0
Yüksek Lisans
Mersin
Mersin, 5 Temmuz
135 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Ben geçimli bir insanım. Birisi benimle geçinemiyorsa muhtemelen sorun ondadır. Çünkü ben her daim, insanları anlamaya çalışan, empati yapan, dinleyen bir insan oldum. Kimsenin sözünü kesmeden dinledim. Hemen yargılamadım. Birinin içi doluysa, konuşsun istedim. Kırıldıysa, nedenini sordum. Hep bir adım geri çekilip karşımdakini anlamaya çalıştım. Sorunları çözmeye gayret ettim. Ama sorun bende değil. Herkes senin kadar çaba göstermiyor. Sen alttan aldıkça üste çıkmaya çalışanlar oluyor. Sen anlamaya çalıştıkça kendini anlatma zahmetine girmeyenler oluyor. İşte orada duruyorum artık. Çünkü geçimli olmak, her şeyi sineye çekmek demek değil. Empati yapmak, kendini yok saymak demek hiç değil. Ben elimden geleni yaparım. Dinlerim, anlarım, düzeltmeye çalışırım. Ama hâlâ bir şey yürümüyor, hâlâ bir uyum yoksa, o zaman gerçekten sorun bende değildir. Herkes herkesle olmaz. Bu bir eksiklik değil, sadece bir uyumsuzluktur. Kendimi biliyorum. Kalbimi de niyetimi de. Ben zor biri değilim. Sadece karşımdakinden de aynı özeni bekliyorum. Bu kadar.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bazen geç kaldığını düşünüyorsun. Herkes bir yerlere varmış gibi geliyor, sen hâlâ hazırlanıyormuşsun gibi. Ama çoğu zaman mesele zaman değil. Hazır olmadan adım atmak istememendi. Kendini ikna edemediğin bir şeye koşmadın sadece. Belki de geç kalmadın. Sadece gerçekten senin olan ana kadar bekledin.
Kenara koyduğum 120 gram altın, benim her gün harcadığım emekten daha istikrarlı kazanıyor. Ben günde 8 saat çalışıyorum, yoruluyorum, zamanımı satıyorum; o ise hiçbir şey yapmadan değerleniyor. Buradaki mesele “altın mı daha iyi, başka yatırım mı” tartışması değil. Asıl mesele şurada başlıyor: Emek tek başına yetmiyor. Bugün çalışabiliyoruz çünkü sağlığımız var, enerjimiz var, sabrımız var. Ama bu performans kaç yaşına kadar sürdürülebilir? 50’de mi, 60’ta mı, yoksa daha erken mi düşecek? Kimse bunu garanti edemez. O yüzden mesele “herkes yatırım yapsın” romantizmi değil; mecburiyet gerçeği. Didinip bugün kenara koyabildiğin her şey, yarın sen çalışamadığında senin yerine çalışacak tek şey. Yatırım, zengin olma hayali değil; yaşlanınca, yorulunca ya da tökezleyince ayakta kalabilme planıdır. Para çalışıyorken yatırım lüks gibi görünür. Çalışamaz hale gelince ise tek çıkış yoludur. Bu yüzden “herkes yatırım yapsın” demiyorum. Ama şunu net söylüyorum: Uzun vadede başka seçeneğin yok.
Kalıplardan kurtul. Sana öğretilen korkuların, “el alem ne der” zincirlerinin, geçmişte yaşadığın hayal kırıklıklarının içine hapsolma. Hayat, başkasının çizdiği sınırların içinde küçülmek için değil; kendi sesini duyup onunla büyümek için var. Bu hayatı sev. Çünkü her sabah yeniden başlama ihtimali taşır. Olan şeylerin değerini bil; yanında duran insanı, sağlığını, nefesini, bir fincan kahvenin huzurunu… Eksiklere odaklandıkça ruhun daralır, ama var olanı gördükçe kalbin genişler. Şikayet ederek değil, fark ederek güçlenirsin. Unutma, mutluluk çoğu zaman büyük mucizelerde değil; fark edilmeyi bekleyen küçük anların içindedir.
Dünyanın, ayrıntıları görebilen insanlara ihtiyacı var. Ormandaki güzellikleri sürekli fark eden, bir yaprağın damarlarında saklı emeği hisseden, bir çiçeğin büyürken gösterdiği sabrı hep anlayan insanlara… Hayvanların sessizliğini, bitkilerin direncini küçümsemeyenlere. Ayın her evresini ayrı bir anlamla seven, eksildiğinde de çoğaldığında da ona aynı hayranlıkla bakanlara. Gökyüzü kızıldan mora dönerken başını kaldırıp izleyen, o anı kaçırmamayı bilenlere. Çünkü detaya değer verenler, insana da değer verir. İncelik gören kalp, kırmamayı da bilir. Dünyanın ihtiyacı kaos değil; ona duyduğun sevgiyi davranışlarına yansıtmandır. Sevgi arttıkça hoyratlık azalır, farkındalık çoğalır. Belki de dünyayı değiştirecek olan büyük sözler değil, küçük şeyleri görebilen büyük yüreklerdir.