Murat BOLAT

Murat BOLAT
@mbolat07
Memento Vivere Serendipity instagram.com/m_bolat0
Yüksek Lisans
Mersin
Mersin, 5 Temmuz
135 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
İnsan her haklı olduğu yerde konuşmak zorunda değildir. Bazı doğrular savunuldukça değerini kaybeder. Çünkü herkes gerçeği aramaz çoğu insan sadece kendi rahatını korumak ister. O yüzden bazen susmak, geri çekilmek veya tartışmayı bırakmak yenilmek değildir. Bilakis insanın kendini basitleştirmemesidir. Bu yüzden bazı tartışmaların terk edilmesi gerekir. Mühim olan her zaman haklı çıkmak değil, haklı kalabilmektir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Erkekler ağlamaz" ya da "güçlü insanlar ağlamaz" lafı, biyolojik bir cehalettir. Gözyaşı sadece tuzlu su değildir; yapılan analizlerde, duygusal ağlama sırasında dökülen gözyaşlarının içinde yüksek miktarda stres hormonu (Kortizol) ve toksin bulunmuştur. Yani ağlamak, vücudun zehri dışarı atma mekanizmasıdır, ruhsal bir kusmadır. Sen o gözyaşlarını "güçlü görüneceğim" diye içine akıttığında, o zehri içinde tutarsın ve o zehir zamanla organlarını çürütür, seni kaskatı, hissiz ve öfke dolu birine dönüştürür. Ağlamak, pes etmek değildir; arabayı kenara çekip, yağmurdan görüşü kapanmış camları silmektir. Camı sildikten sonra yola daha net, daha kararlı devam edersin. Gökyüzü bile dolunca yağmur yağdırır ve sonra güneş açar; insan da dolunca boşalmalıdır ki ruhunda güneş açabilsin. Duygularını bastıran adam, patlamaya hazır bir bombadır; duygularını yaşayan ve akıtan adam ise, fırtınadan sonra durulan okyanus gibidir. Zayıflık ağlamak değil, o duygudan kaçmaktır.
Yerçekimi sadece fiziksel bir kuvvet değildir; o, seni toprağa, mezara ve yataylığa çekmek isteyen ölümün sürekli davetidir. Bütün gün omuzlarının çökmesi, başının öne eğilmesi, yığılıp kalma isteğin... Bunlar yerçekiminin (dünyanın) "gel, benimle bir ol, çürü ve toprağa karış" fısıltısıdır. Hayat (Canlılık) ise, yerçekimine karşı bir isyandır. Bir bitkinin toprağı yarıp güneşe uzanması, bir bebeğin emeklemekten vazgeçip iki ayağı üzerine kalkması... Hepsi yerçekimine meydan okumadır. Senin duruşun (Postürün), hayata karşı tavrındır. Omuzların düşük, başın önde yürüyorsan, yerçekimine (kaderine) teslim olmuşsun demektir. Ama omurganı dikleştirdiğin, çeneni yukarı kaldırdığın an, sadece bedenini değil, ruhunu da dikleştirirsin. Jordan Peterson'ın dediği gibi "Istakozlar bile dik durduğunda serotonin salgılar." Dik durmak, "Ben buradayım, yaşıyorum ve beni aşağı çeken bu devasa gezegene rağmen ayaktayım" demektir. Çökme. Yığılma. Mezar taşı gibi değil, bir anıt gibi dik dur; çünkü yerçekimi sabırlıdır, eninde sonunda kazanacak ama o gün gelene kadar ona diren.
Kendi iyiliğini, başkalarının kalbini hiçe sayarak inşa etmeye kalkarsan...hayat bir gün sana o aynayı uzatır. Ve o aynalar en çok da görmezden gelinen vicdanları yansıtır. Çünkü içi boş bir vicdanla kurulan her başarı hayali, eninde sonunda içten çöker. Ve o an geldiğinde ne güç, ne hırs, ne de elde ettiklerin; seni gerçekten, tüm kalbiyle sevmeyi göze almış birinin yokluğunu senin için telafi edebilir.
Bir şey var ki… İnsanı en çok acıtan aldatılmak değil. İnsanı en çok acıtan; sadakatin artık bu kadar ucuzlaması... Çünkü sadakat dediğin şey sadece “iyi niyet” değil. Sadakat; birinin gözü kapalı sana yaslanabilmesi, düşerken senin yanında sağlam bir zemin bulmasıdır. Birinin ev dediği yere, senin oyun alanı muamelesi yapmamandır. Ama siz ne yaptınız? İçinizdeki o ilkel dürtüyü sözde “özgürlük, cinsel devrim, insan doğası” diye topluma yedirdiniz. Bencilliği ve Narsisizmi “kendini keşfetmek” diye pazarladınız. Hevesi “hak ediyorum” cümlesinin arkasına sakladınız. Ve sonra… bir insanın hayatına, en ucuz yalanlarla girdiniz. 5 dakikalık anlık zevk için 50 yıl sadece size sadık kalabilecek insanları artık tamamen kaybettiniz. Bir ilişkiyi değil, bir ömrü sabote ettiniz. Bir bedeni değil, bir güveni kirlettiniz. Şimdi elinizde ne var biliyor musunuz? Ekran ışığı kadar sıcak, vicdan kadar soğuk bir yalnızlık. Hazzın geçince kalan o sessiz tiksinti… Ve aynaya bakınca kaçtığınız o yüz…