Murat BOLAT

Murat BOLAT
@mbolat07
Memento Vivere Serendipity instagram.com/m_bolat0
Yüksek Lisans
Mersin
Mersin, 5 Temmuz
135 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
İnsanlar beni benim onları gördüğüm yerden görmüyorsa, bunu zorla asla değiştirmeye çalışmıyorum. Anlaşılmak için hep kendimi parçaladığım, olduğumdan fazlasını verdiğim günler geride kaldı. Herkesin bakışı, kapasitesi ve sevgiyi algılama biçimi farklı; bunu kabul ediyorum. Uyum yoksa, yol da yok. Gitmeleri gerekiyorsa, bırakıyorum. Çünkü bu dünyada benim enerjimle örtüşebilecek, sessizliğimi anlayabilecek, varlığımı çaba göstermeden hissedebilecek insanlar var. Azlar belki, ama varlar. Ben artık kalabalıklar değil, denklik arıyorum. Yarım anlaşılmaktansa hiç anlaşılmamayı tercih ediyorum. Sevilmek için şekil değiştirmiyorum; beni ben olduğum gibi sevenlerle yol almak istiyorum. Gerisi sadece gürültü.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Milletin ağzında bir sakız olmuş "kaderim böyleymiş, nasip değilmiş" lafları, oysa bunlar tembelliğin en cafcaflı kılıfından başka bir şey değildir. Sen sabahın köründe kalkma, risk alma, konfor alanından çıkma, ter dökme, beynini zorlama, sonra da "Allah bana vermedi" de; yok öyle bir dünya. Yaradan sana akıl vermiş, irade vermiş, kol vermiş, bacak vermiş; sen bunları kullanmayıp bir köşede pinekliyorsan, bu kader değil, senin tercihindir. Kader, senin gittiğin yolun sonudur ama direksiyon senin elindedir; gaza basmayan, direksiyonu kırmayan adamın uçuruma yuvarlanması yazgı değil, ihmaldir. Mucize bekleyenler, sadece bekledikleriyle kalırlar; mucizeyi yaratanlar ise, "bitti" denilen yerden tekrar başlayanlardır. Gökyüzünden altın yağmaz, tarlayı sürmeden ekin bitmez. Hayat, senin ne kadar istediğine değil, o istek uğruna ne kadar bedel ödediğine bakar. Eğer gerçekten istiyorsan, mazeretlerin biter, çözüm arayışın başlar. "Olmuyor" deme, "ben olduramadım, daha çok denemeliyim" de. Çünkü sistem, mızmızlananları eler, savaşanları ise zirveye taşır. Kaderin kalemi senin elindeki çekiçtir, neyi kırıp neyi inşa edeceğine sen karar verirsin. Suçlu arama, aynaya bak; kurtarıcı da orada, düşman da orada...
Hayata Dair
Herkesi memnun etmeye çalışmak, kendini yavaş yavaş kaybetmektir. Düşün: biri seni alkışlarken, diğeri aynı duruşunu eleştiriyor. Herkesin beklentisi farklı, herkesin “doğru”su başka. Sen de ortada bir yerlerde, herkese uygun olmaya çalışırken, fark etmeden kendi sesini susturuyorsun. Önce küçük tavizler veriyorsun. “Şöyle davransam daha iyi olur,” diyorsun. Sonra bir bakıyorsun, neye inandığını bile hatırlamıyorsun. Köşelerin törpülenmiş, yumuşamışsın, “uyumlu” olmuşsun belki ama… sen miydin bu? Şunu kabul etmek lazım: herkes seni sevmeyecek. Herkes seni anlamayacak. Bazıları yanlış anlayacak, bazıları hiç anlamamaya karar verecek. Bu normaldir. Ama sen sürekli “acaba ne düşünüyorlar?” diye yaşarsan, kendi içindeki o net sesi hiç duyamazsın. Karakter dediğin şey zaten bu: gerektiğinde yalnız kalabilmek. Çoğunluğun alkışını kazanmak için kendinden vazgeçmemek. Bazen haklı olduğun halde yalnız kalırsın. Bazen doğru bildiğin yolda kimse yanında olmaz. İşte o an belli olur kim olduğun. Herkesi memnun edemezsin, etmeye de çalışma. Kendine sadık kaldığında evet, bazı insanları kaybedersin. Ama kazandığın şey çok daha değerli: sabah aynaya bakarken hissettiğin o huzur. “Ben benim” diyebilmek. Sonuçta herkesin sevgisi geçici. Ama kendi içindeki o dürüstlük, kalıcı.
Bu hayat, sana acıyı tattırmak için kuruldu, ama acının kardeşi zevktir; ve sen ikisini de sonuna kadar yaşayacaksın. Çoğu insan, hayatı donuk bir gri tonunda yaşar. Ne gerçekten acı hissederler, ne de gerçekten coşku. Onlar, duyusal bir uyuşukluğun kurbanıdır. Senin görevin, o uyuşukluğu parçalamak, zevki de acıyı da en yüksek volümde deneyimlemektir. Korku, sadece bir uyarı değil; o, hayatta olmanın en keskin kanıtıdır. O yüzden, hayatın sana sunduğu her yıkımı, her zaferi, bir duyusal infılak olarak kabul et. Kendi duygularını bastırmayı bırak; onları kontrol etmeyi öğren. Bu dünyadan alabileceğin her şeyi al; pişmanlık, sadece geride kalanlar içindir. Senin varlığın, bir sanat eseridir; ve sanat, her zaman sınırları zorlar.
İnsanlık, asla günlük hayatta karşımıza çıkan birkaç kişinin davranışlarından ibaret değildir. Yolumuza çıkan sahtekarlar, yalancılar ya da çıkarcılar, bütünün sadece küçük ve gürültülü bir parçasıdır. Onların tutumlarını merkeze alıp herkesi aynı kefeye koymak, hem adaletsizdir hem de bakış açımızı daraltır. Çünkü sessiz kalan, iyiliğini gösterişe dönüştürmeyen, kimseyi ezmeden yaşayan büyük bir çoğunluk vardır. Büyük resmi görmek; anlık hayal kırıklıklarının ötesine geçip insanlığın tamamını, uzun bir tarih ve ortak bir vicdan içinde değerlendirebilmektir. Aksi halde birkaç kötü deneyim, düşüncelerimizi rehin alır ve bizi olmadığımız bir şeye dönüştürür. İnsanları, en çok rastladıklarımızla değil; insanlığın bütünüyle tartmayı öğrendiğimizde, hem kendimizi koruruz hem de umudu diri tutarız.