Sana bir sır vereyim: Sen doğduğunda mükemmel değildin, şu anda da değilsin. Sen, ocağından yeni koparılmış, kenarları sivri, yüzeyi pürüzlü, şekilsiz bir kaya parçasısın. Biz buna "ham taş" deriz. Çoğu insan ömrünü bu ham haliyle tamamlar; kaba, estetikten yoksun ve yerine oturmayan bir taş olarak ölür gider. Ama ustalık, o taşı alıp yontmaktadır. Hayatın sana vurduğu her darbe, aslında o elindeki görünmez çekicin darbesidir. Canın yanıyor mu? Yanacak. O fazlalıkların, o kibrin, o öfken, o yontulmamış arzuların kopup düşerken canın yanmazsa, şekil alamazsın. Pürüzsüz bir küp haline gelene kadar, o büyük yapının duvarında kusursuz bir yer tutana kadar yontulacaksın. Eğer çekiçten kaçarsan, moloz yığını olarak kalırsın. Ama durur ve "vur" dersen, o molozdan bir abide doğar. Mesele taş olmak değil, o taşı bir sanat eserine dönüştürecek iradeye sahip olmaktır.