Murat BOLAT

Murat BOLAT
@mbolat07
Memento Vivere Serendipity instagram.com/m_bolat0
Yüksek Lisans
Mersin
Mersin, 5 Temmuz
135 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Sana bir sır vereyim: Sen doğduğunda mükemmel değildin, şu anda da değilsin. Sen, ocağından yeni koparılmış, kenarları sivri, yüzeyi pürüzlü, şekilsiz bir kaya parçasısın. Biz buna "ham taş" deriz. Çoğu insan ömrünü bu ham haliyle tamamlar; kaba, estetikten yoksun ve yerine oturmayan bir taş olarak ölür gider. Ama ustalık, o taşı alıp yontmaktadır. Hayatın sana vurduğu her darbe, aslında o elindeki görünmez çekicin darbesidir. Canın yanıyor mu? Yanacak. O fazlalıkların, o kibrin, o öfken, o yontulmamış arzuların kopup düşerken canın yanmazsa, şekil alamazsın. Pürüzsüz bir küp haline gelene kadar, o büyük yapının duvarında kusursuz bir yer tutana kadar yontulacaksın. Eğer çekiçten kaçarsan, moloz yığını olarak kalırsın. Ama durur ve "vur" dersen, o molozdan bir abide doğar. Mesele taş olmak değil, o taşı bir sanat eserine dönüştürecek iradeye sahip olmaktır.
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Neden çok güzel bir şeye baktığında, mesela kusursuz bir manzaraya ya da uyuyan bir çocuğun yüzüne, içinde ince bir sızı duyarsın? Güzellik neden yaralar? Çünkü her mükemmel şey, içinde kendi sonunu taşır. O çiçeğin solacağını bilirsin, o anın biteceğini bilirsin. Güzellik, zamanın bize attığı en acımasız çelmedir; bize cenneti gösterir ama içeri girmemize izin vermez, sadece camdan izletir. Sanatçıların, şairlerin o melankolisi bundandır. Onlar, o geçici güzelliği dondurmaya, o anı ebedi kılmaya çalışırlar ama nafile. Her estetik haz, aslında bir yas sürecidir. Güzellik bir jilettir; ruhunu keser ve sen kanadığın halde o kesiğe hayranlıkla bakmaya devam edersin. Bu acıdan kaçma. O sızı, senin hala yaşadığının, kalbinin hala taşa dönmediğinin ispatıdır. Bırak o güzellik seni paramparça etsin.
İnsanlar özgür olmak ister, zincirlerinden kurtulmak ister. Peki, zincirler çözüldüğünde ne olur? Dehşet başlar. Kierkegaard buna "Özgürlüğün Baş Dönmesi" der. Önünde binlerce yol var; hangi işi yapacaksın, kiminle evleneceksin, hangi şehre gideceksin? Her seçim, diğer binlerce ihtimali öldürmektir. A yolunu seçtiğinde, B, C ve D yollarındaki "sen"i uçurumdan atarsın. Bu sorumluluk o kadar ağırdır ki, insanlar çoğu zaman seçmemeyi, sürüklenmeyi tercih ederler. "Keşke biri bana ne yapacağımı söylese" diye iç geçirirsin. Çünkü itaat etmek konforludur, hata yaparsan "emir kuluydum" dersin. Ama özgür adamın bahanesi yoktur. Çuvallarsan, tek suçlu sensin. Özgürlük, omuzlarına binen tonlarca ağırlıktır. Bu yüzden çoğu insan özgürlüğü arar ama bulduğunda ondan kaçıp bir tarikata, bir ideolojiye ya da baskıcı bir ilişkiye sığınır.
“Seks aşk değildir. Flört aşk değildir. Haftanın yedi günü günün 24 saati biriyle konuşmak aşk değildir. Birisi için bütün gece uyanık kalmak aşk değildir. Aşk, zor tarafınızı gören ve yine de sizi sevmeyi seçen kişidir. Siz yapamadığınızda sizin için bir şeyler yapan kişidir. Gözyaşlarınız yüzünüzden aşağı akarken size sarılan ve sizi sakinleştiren kişidir. Sizin tek gördüğünüz kötülükken sizin hakkınızdaki tüm iyi şeyleri ifade eden kişidir. Senin iyi olduğundan emin olan kişidir. Her gece ve her gün seni düşünen kişidir. size sadakatle bağlı olan kişidir. İşte aşk budur.”
Duygu ve Düşünce
Birinden vazgeçmek zor değildir aslında. Zor olan, ona yüklediğin anlamdan vazgeçmektir. Sen bir insanı kaybetmezsin; bir ihtimali, bir geleceği, bir sığınağı, “burada güvendeyim” dediğin iç alanı kaybedersin. Bu yüzden iyileşen şey bir ilişki değildir. Kırılan, inançtır. İnsanlara, bağlara, kendine dair kurduğun iç mimari çöker. İnanç bir gecede yıkılabilir ama yeniden inşa edilmez. Çünkü bu kez kalp, her tuğlayı koymadan önce uzun uzun ölçer.