Dedikodular gelince Züleyha'nın kulağına dedi:
Ateşe düşmeyen yanmayı nereden bilsin? Elini bıçak çizmeyen kanın rengini nasıl öğrensin?
Anlatmalı ihtiyârın baştan nasıl gittiğini, kararın nasıl tükenip ateşin hükmünü nasıl icra ettiğini.
Züleyha ne zaman ki aşkında mana nedir anlayacak, bir nebi'ye uzun yol arkadaşı olarak yaratılmış olduğunu anlayarak aşkına sahip çıkacak, o zaman hem kalbine hem hayatına tek başına sahip olacak.
Züleyha'yı, "sonrakilerin güzellikle anmalarını" sağlayacak şey mananın keyfiyetinden başka nedir ki?
...
Siz, yazgınızla iffetli,
çaba harcamayacaksınız eteğinizdeki çamuru akıtmaya.
Ben yazgımı yükleneceğim önce
sonra yazgımdan iffet çıkaracağım.
Bu yüzden Yûsuf'un arka taraftan yırtılan gömleğinden
Züleyha'nın önden yırtık eteğine kadar uzanacak yolum, adım adım...
Hanım hanımcık ol, böyle denecek Leylâ'ya. Ve o da öyle olacak. Çöle düşen Mecnun, Leylâ değil. Leylâ ağlamak için bile bahane bulmak zorunda. Ben öyle miyim ya?
Şirin'in bahtına düşen, uğrunda dağlar delinen olmak olacak, dağları delen değil. Suyu bulmak Ferhâd'ın bahtı.
Aslı, en fazla bir âh, felekleri tutuştursa da. Açılıp kapanan düğme Aslı boyundan ayağa. Yanıp küle dönmek Kerem'in hakkı olacak.
Ben Aslı gibi miyim ya?