"Zannediyorum ki, tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağının bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karmakarışık dünya beni bir buğdaya tanesi, bir karınca gibi ezip geçiverecek..."
"Ben bu değilim... Ben başka bir şeyler olacağım... Yanlız bu korku olmasa... Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam..."
Toplumun nasıl bir durumda olduğunu açıkça ortaya koymuş aslında Ahmet Ümit. İnsanların ne kadar rezil bir yaratığa dönüşebileceğini de gösteriyor bize bu kitap... Kitabın olay kurgusundan tutunda diline kitaptaki kahramanlara kadar hepsi bunu vurguluyor. Küçücük bedenlere yapılan vahşeti ve bunun toplumda giderek nasılda önlenemez bir hal aldığını. Akıcı bir üslup ve zekice bir kurgu ile bize bunu çok güzel ifade etmiş. O masum bedenlerin sessiz çığlıklarını, yaşadıkları acıyı,utancı ve daha bir çok duyguyu ustaca kaleme almış. Kitaptan en çok etkilendiğim iki cümleyi bırakmak istiyorum buraya: "Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an acının pençesinde kıvrandığımız andır." Bir diğer cümlede; "Annen baban yoksa çocukluk korkunç bir şey..." Bu dünya çocuklar için fazla kirli.