"...Mülkiyet bölüşümünü, muazzam zenginliği ve acınası yoksulluğu, rütbe, soy ve aristokrasiyi öğrendim. Bu kavramlar beni kendime eğilmeye teşvik etti. İnsanların gözünde en değerli servetin, zenginlikle desteklenmiş lekesiz bir şecere olduğunu öğrendim. Bir insan bunların birinden birine sahip olduğunda itibar görebilirdi, ancak her ikisinden de yoksunsa, çok nadir istisnalar dışında, seçkin bir azınlığın yararına enerjisini boşa harcamaya mahkum bir derbeder ve bir köle olarak görülürdü. Peki ben neydim? Yaradılışımdan ve yaradanımdan tümüyle bihaberdim. Ama ne param, ne bir dostum, ne de bir mülküm olduğunu biliyordum. Üstelik, aşırı çirkin ve tiksindirici bir görünüme sahiptim, tabiatım bile insanınkinden farklıydı."