Herkesin, hayatı bizim gibi algılaması gerektiğini ya da algıladığını varsayarız. Başkalarının bizim gibi düşündüğünü, hissettiğini, yargıladığını ve sömürdüğünü varsayarız. İnsanların en büyük varsayımı budur. İşte bu yüzden başkalarının yanında kendimiz olmaktan korkarız. Çünkü herkesin bizi yargılayacağını, suçlayacağını, kullanacağını ve sömüreceğini varsayarız. Tıpkı kendimizin yaptığı gibi.
Bana "Miguel, söylediklerin beni incitiyor" da diyebilirsiniz. Ama sizi inciten benim söylediklerim değildir. Söylediklerim sizin yaralarınıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.
Döneme özgü bu ruh, algısal gerçekliklerimize dair yorumlarımızı da şekillendirir. Örneğin insanlar uzun yıllar boyunca köleliğin yanlış olduğunu düşünmemişler bile. Hatta kendilerini haklı görmelerini kolaylaştıracak argümanlar geliştirmişler. Kölelerin 'alt insanlar' olduklarına ve bu yüzden farklı muamele görmeleri gerektiğine kendilerini kolayca inandırmışlar. Her çağ kendi doğrularını belirlemiş. İnanmak istedikleri şeyleri doğru saymış. İşte size bir yaratıcı düşünce sorusu daha. Biz de bu yüzyılda aynı şeyi yapıyor olabilir miyiz acaba?