Öyleyse oyuncu,sayılmaz şanı, kendi kendine adayıp kendini duyanı seçmiştir.Her şeyin bir gün ölmek zorunda olmasından en iyi sonucu çıkaran odur.Bir oyuncu ya başarır ya da başaramaz.Bir yazar, değeri bilinmese bile, bir umut besler.Ne olduğuna yapıtlarının tanıklık edeceğini tasarlar.Oyuncu fazla fazla fotoğrafını bırakacaktır bize, kendisini oluşturan şeylerin hiçbiri, devinimleri ve susuşları, kesik soluğu ve aşk soluğu, bize kadar gelmeyecektir.Onun için tanınmamış olmak oynamamaktır, oynamaksa canlandıracağı ya da dirilteceği tüm varlıklarla yüz kez ölmektir.Yaratımların en geçicisi üzerine kurulmuş bir ünü geçici bulmakta şaşılacak ne var? Iago ya da Alceste, Phaidra ya da Glocester olmak için üç saati vardır oyuncunun.Bu kısa aralıkta, onları elli metrekarelik bir alan üzerinde doğurtur ve öldürür.O zaman her ay ya da her gün şu verimli gerçeği,bir insanın olmak istediğiyle olduğu arasında sınır bulunmadığını bol bol ortaya koyar.Geçiciyi oynayandır oyuncu,ancak görünüş alanında çalışır,ancak görünüş alanında kusursuzlaşır.Bir insan yaşamının yarısı söylenmeyeni anlamakla,başını çevirmekle,susmakla geçer.Oyuncu burda hakkı olmayan yere girendir.Bu zincirlenmiş ruhun tılsımını bozar,tutkular en sonunda sahneye atılır.Ama her şeye erişmek ve her şeyi yaşamak isteyen bu birey,bu boşuna çaba,bu güçsüz inat,çelişkinin ta kendisidir.Hep kendisiyle çelişen onda birleşir gene de.”Kanlarıyla yargıları alabildiğine birbirlerine karışan, bu nedenle de yazgı parmağının dilediği deliğinden ses çıkardığı flüt olmayan kişilere ne mutlu.”der Hamlet.
Oyun/Albert Camus