Görme Biçimleri
“Bu bir pipo değildir.” Bir Pipo resminin altına bu sözleri ilave etsem ne düşünürsünüz? Pipo imgesi ile söz arasındaki bu çelişkiyi sorgularsınız ve sonra defalarca neden böyle yazıldığı konusunda düşünür durursunuz bence. Zaten Belçikalı Ressam Rene Magritte’nin yapmak istediği de tam olarak bu. “İmgelerin İhaneti” adlı bu eserle; doğrudan algılanan imgeleri, doğrudan algılamak yerine sözlerle imge arasında ironik bir bağ kurarak düşünselliği arttırmayı amaçlıyor.
Ama yeterli mi peki? İkna olur musunuz onun bir pipo olmadığına? Bence olmazsınız. Çünkü sözlerin gücüyle görmenin gücü arasında kocaman bir fark vardır. Bir düşünün! Sizce gördüğünüz bir manzarayı birine anlatmak mı yoksa ona gösterebilmek mi onun hayal gücünü canlandırmada daha etkili olacaktır?
Sözlerin görme eylemiyle aşık atamayacağı açık. Fakat John Berger’in asıl vurguladığı, sözler ile görmenin farkı değil.Görme eyleminin öznel gerçekliğimizden bağımsız olmadığı ve hatta öznelliğin, gerçeği algılama biçiminin tam kendisi olduğu.
Şimdi şunu soruyorsunuz benim gördüğüm bir Picasso tablosu bir başkası için de aynı anlamı içermiyor mu?Nasıl oluyor da öznelliğimiz gerçeği algılama biçimimiz oluyor? Evet! Picasso’dan da, tablonun varlığından da eminiz. Ama aynı şekilde görmüyoruz, değerlendirmiyoruz ki tabloyu?“Judith’i ve Holofernes”mitini bilirsiniz belki.Birçok ressam bu konuyu yüzlerce kez resmetmiş olabilir. Ama hiçbiri aynısını resmetmedi, resmedemez çünkü..
Garavaggio, Artemisia Gentileschi, Gustav Klimt ve daha birçok ressam bu hikayeyi kendi öznellikleriyle birbirlerinden farklı resmettiler her defasında. Bizim de bu eserleri görme biçimimiz, değerlendirişimiz her birimizde farklılık gösteriyor. Vurguladığımız, aynı konunun resmedilişindeki biçimsel ve teknik farklılıklar