Kitap Atatürk'ün 1919 yılında Samsun'a çıkmasıyla başlıyor. Onun hedefleri, öngörüleri, onu satanlar, onun yanında olanlar, bizzat yolladıkları telgraflar ile, gösterdikleri tutumlar ile belirtiliyor. Yıkılan Osmanlı'dan doğan yeni devlet; en akıllı, en vizyonlu, en mantıklı insan tarafından yeniden inşa ediliyor.
Kitabın içinde en çok kullanılan kelime ''Efendiler''. Padişahın, kullarım diye hitap ettiği halka bu şekilde hitap etmek elbette onun Türk Halkı'na olan sevgi ve minnetini gösteriyor. Bunun yanında kitabın içinde şöyle bir cümle geçiyor: ''Üç ana noktaya ayrılabilen bu görüşmemiz, yazıda esercedit denilen büyük tabaka kağıtlardan yirmi beş sayfayı doldurdu. Bunların hepsini burada okuyarak sabrınızı kötüye kullanmaktan korkarım.'' Başkomutan, başöğretmen, mareşal, gazi, politikacı, devrimci, asker olması yetmezmiş gibi bir de yazar... Okuyucunun gereksiz bilgiler ile boğulmasını istemiyor. Büyük Taarruz Savaşı'ndan bile, detaylı bir şekilde bahsetmiyor.
Samsun'a çıkışından itibaren, boynunda padişahın idam fermanıyla mücadelesini sürdürüyor. Güneyde Fransız, doğuda Rus; batıda İngiliz, İtalyan ve Yunanlarla çarpışmayı göze alıyor. Tabi bunlar da yetmiyor. Taşından toprağından hain fışkıran bu topraklarda, sayısız iç isyanla uğraşıyor. İsyanları bastırmak için milletin dişinden tırnağından arttırıp verdiği kaynakları kullanmak zorunda kalıyor. Yine de yılmıyor ve pes etmiyor. Ardından başarıyor ve düşüncesini Türkiye'ye entegre ediyor. Fakat o da ne? Bu sefer de meclisin içindekilerle mücadele etmeye başlıyor. Sabırla, akılla, teknikle, kitap ile, aş ile, tırnak ile, diş ile...
Onun hakkında diyecek pek bir şey yok. Haklılığı, asırları aşıyor, tarihe sığmıyor. Düşmanı hiç bitmiyor, bu gün bile... Ama o hiçbir zaman korkmuyor. Bu kutlu Cumhuriyeti gençlere