Uzun zamandır ağrıyan dişini çektirmiş bir adamin duygularını hissediyordu. Hasta, çektiği korkunç ağrıdan ve kafasından daha büyük bir şeyin çenesinden çıkartıldığını hissettikten sonra yaşadığı mutluluğa hâlâ inanamayarak, hayatını bunca zamandır zehir etmiş ve bütün dikkatini üzerine toplamış olan şeyin birdenbire artık var olmadığını, yeniden yaşayabileceğini, düşünebileceğini ve ilgilendiği tek şeyin diş ağrısı olmayacağını hisseder. Aleksey
Aleksandroviç işte bu duyguyu hissetmişti.
Kaç manzara geçmişse çocukken gözümüzden
Son çağda da onlar kalıyor bizde, kalırsa;
Üstün buluyor benliğim âlemde bu yüzden
Sahildeki durgunluğu engindeki hırsa.
Ben şimdi bu varlık denilen Bâğ-ı irem'de
Vahşî bir otum, şüpheli bir hâr-ı mugaylân;
Ruhum bir açık penceredir sanki ademde,
Seyretmedeyim ben buradan hilkati, hayran.
Her gün yeni bir meyve verir dağda ağaçlar,
Her gün yeni bir gonca açar taze çimende,
Yıldız dolu gözler ve güneş dalgalı saçlar
Bulmaz bugün el değdirecek kudreti bende...
Esrarını kaybetti hayâlimde şeref, şan;
Rûhumdaki cevher bir ayar oldu kömürle;
Kalbimde ne can kaldı, ne canan, ne de hicran..
Bitmek dilerim böyle nebatî bir ömürle.
Bir zamanlar çok seçkin bir filozof olan Xenocrates'e öğrencilerinin neler başardığı sorulduğunda, yasaların onları yapmaya zorladığı şeyleri kendi özgür iradeleriyle yapmayı öğrendikleri cevabını vermiştir