Önsöz: Aynı yerde çalışarak (ikimiz de öğretmeniz) kendimizi yıprattığımız, tabiri caizse kitap kurdu olan bir arkadaşımın kitabı ödünç vermesi üzerine okumaya başladım.
Kitap her ne kadar gotik korku olarak geçse de ben sadece psikolojik bir novella olarak görebildim ve bir mürebbiyenin yaptığı kuruntuları okudum. Kitabı bitirdikten sonra birkaç yerde hakkında yazılanları okudum ve mürebbiyenin gördüğü hayaletler gerçek miydi yoksa değil miydi gibisinden düşünceler yazılmıştı fakat bence üzerine düşünülmesi gereken olay; hayaletlerin gerçek olup olmaması değil, üzerine gereğinden fazla düştüğümüz şeylerin bizde nasıl bir kuruntuya ve sanrıya sebep olabileceğidir. Bu kuruntular ve sanrılar da bizi yavaş yavaş tüketiyor ve hem kendimize hem de çevremizdekilere ciddi zararlar verebiliyoruz. O yüzden hiçbir şeyin/kimsenin üzerine fazla düşmemek gerekir, benim bundan çıkardığım kıssadan hisse budur. Muhtemelen bu kitabı da ikonik yapan şey bu kadar farklı yorumlanabilir olmasında gizli.